so

1

z., (bağlaç), (ünlem), s. böyle, şöyle, öyle, bu suretle; bu kadar; şu kadar; bu veya şu sebepten; bu cihetle, bu münasebetle; pek âlâ, pek iyi; kadar, sanki; çok; pek çok; (bağlaç) şartı ile; müddetçe; bunun için; ve; (ünlem) Ya! demek ki; yeter, kâfi; Öyle mi? Tamam ! s. doğru. so far şimdiye kadar. So long k.dili. Hoşça kalın ! so to speak sözde, güya, sözün gelişi. so that ta ki; şöyle ki. So what ? Ne fark eder? N'olucak yani! and so bunun gibi, böylece; neticede. and so on ve saire, ve diğerleri. an hour or so bir saat kadar. He said so. Öyle dedi. He was born blind and remained so all his life. Kör olarak doğdu ve hayat boyu öyle kaldı. It's not so. Yalandır. just so yerli yerinde. Let it be so. Öyle olsun.

2

müz., bak. sol.