go

1

f. (went, gone) gitmek, hareket etmek, ilerlemek; ayrılmak; yarışa başlamak; hareket halinde olmak, işlemek, çalışmak, iş görmek; ses çıkarmak; elden gitmek, kaybolmak; yıkılmak; yeri olmak; devrolunmak; tahsis edilmek; yayılmak, geçmek; olmak; devam etmek; sonuçlanmak; uymak; ölmek; iptal edilmek, kaldırılmak; yardım etmek; satılmak; dayanmak; yapmak üzere olmak; denmek, söylenmek; vasıl olmak, ulaşmak; uzanmak, erişmek; k. dili bahse girmek; k. dili işemek. go a long way çok iş görmek, çok dayanmak; yüksek mevkiye ulaşmak. go about den. tiramola etmek. go about a task bir işi ele almak, bir işe başlamak. go abroad dış memleketlere gitmek. go after (yakalamak veya almak için sıra ile) peşinden gitmek. go against karşı gelmek, karşı olmak; aykırı olmak; aleyhinde sonuçlanmak. go ahead devam etmek; ileri gitmek, başlamak. the goahead izin, müsaade, başlama işareti. go all the way tamamıyle anlaşmak; cinsi münasebette bulunmak. go along devam etmek. Go along ! Haydi, git ! I'll go along now. Gidiyorum artık. go along with ile beraber bulunmak; uymak; razı olmak, kabul etmek. go around herkese yetmek; gezinmek; sarmak, çevirmek. goasyouplease s. keyfi, serbest, istenilen kıyafetle gidilen. go at saldırmak; üzerinde çalışmak. go back dönmek. go back on vefasızlık göstermek, terketmek; (sözünden) vazgeçmek, caymak. go bad bozulmak, çürümek. go bail for -e kefil olmak. go begging sahipsiz olmak, istenilmemek, çok ucuza satışa çıkmak. go behind aslını arastırmak. go be yond aşmak, öteye geçmek. go by geçmek, yanından geçmek; -e göre davranmak; ismi ile tanınmak. go by the board metruk kalmak; kaçırılmak (fırsat). go down inmek, sönmek; batmak (güneş, gemi); yutulmak; azalmak, düşmek; yenilmek; (tarihe) geçmek; makbule geçmek; İng. üniversiteden ayrılmak; briç düşmek. go down the drain k. dili boşuna sarfedilmek (para), kaçırılmak (flrsat); atılmak. go far çok iş görmek; çok etkili olmak; yüksek mevkiye ulaşmak. go for -e geçmek, sayılmak; peşinde olmak, peşine düşmek, aramak; almaya gitmek; k.dili sal- dırmak; k.dili çok beğenmek. go for a song çok ucuza satılmak. go great guns büyük bir başarı göstermek. go hang kahrolmak; unutulmak. go halves k.dili paylaşmak. go hard with güç duruma düşürmek. go hungry aç kalmak. go in and out girip çıkmak. go in debt borçlanmak. go in for katılmak, meraklısı olmak. go into giymeye başlamak; meslek olarak seçmek; iyice araştırmak; bö- lünmek. Two will go into six. Altı ikiye bölünür. Three into two won't go. İki üçe bölünmez. go in with ile girişmek, ile ortak olmak. go into effect yürürlüğe girmek. go it (uygunsuzca, usulsüzce, çılgınca) davran mak; meşgul olmak; idare etmek; atılmak. go mad çıldırmak, delirmek. go native yerli gibi olmak, yerlilere benzemek. go off patlamak, ateş almak; gitmek; sönmek, kesilmek; uyumak; çıkmak (sahneden). The party went off well. Ziyafet başarılı idi. go on devam etmek, ileri gitmek; hareket etmek; sahneye çıkmak. Go on ! Devam et! Yapma ! İnanmıyorum. go on strike grev yapmak. go on the road turneye çıkmak (tiyatro toplu- luğu). go on the stage tiyatro hayatına atılmak. go one better (başkasından) daha ileri gitmek. go out çıkmak, evden ayrılmak; sönmek; geçmek (moda); grev yapmak; oyundan çıkmak. go over geçmek, öbür tarafa geçmek; tekrarlamak; incelemek, tetkik etmek, prova etmek; k.dili başarmak. go places hayatta ilerlemek. go round bak. go around. go shares with ile paylaşmak. go steady devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. go the whole hog istediğini elde etmek için her şeyi göze almak; çekinmeden girişmek. go through yoklamak, gözden geçirmek; geçirmek (hastalık, tecrübe); üstünden girip altından çıkmak, sarfedip bitirmek; geçmek; durmadan gitmek (tren); kabul edilmek (tasan). go through fire and water büyük imtihandan geçmek, çok ıstırap çekmek. go through with yürütmek, sonuca bağlamak, bitirmek. Go to! eski Haydi! go to bed yatmak; matb. baskıya gitmek; cinsel ilişkide bulunmak. go to great expense çok masrafa girmek. go to hell cehenneme gitmek; mahvolmak. Go to hell! Allah kahretsin ! Cehennem ol ! go to ground deliğine kaçmak (av). go to one's head başını döndürmek; kafasını tutmak. go to pieces parçalanmak; manen ve maddeten düşmek; sıhhati bozulmak; ayılıp bayılmak. go to press basılmak (gazete, kitap). go to sea denizci olmak; denize çıkmak. go to the country İng. kendi seçim bölgesinin oyuna başvurmak. go to the dogs berbat olmak, düşmek, mahvolmak. go to the wall altta kalmak, iflas etmek. go to town şehre inmek; büyük bir enerjiyle hareket etmek. go together dü- zenlenmek, yerine oturtulmak, uymak takıl- mak; iyi gitmek; beraber gitmek. go too far fazla ileri gitmek, haddini aşmak. go under batmak; if lâs etmek. go under the name of adıyla tanınmak. go underground gizli teş- kilât kurmak, faaliyetine gizli olarak devam etmek. go up çıkmak, yükselmek, fırlamak; tiyatro sahnenin arka tarafma gitmek; İng. üniversiteye girmek; k.dili mahvolmak, bat- mak. go up in flames tutuşup yanmak. go with beraber gitmek, uygun olmak, yaraşmak; k.dili ile flört etmek. go with the tide zamana uymak. go without -siz olmak, mahrum olmak. go without saying söz götürmemek, söylemeye lüzum olmamak, ortada olmak, aşikâr olmak. a going concern başarılı bir iş. a good rule to go by uygulanmaya değer bir kural, fayda görülen bir kural. Here goes! Başlıyoruz! Haydi bakalım! How is it going? işler nasıl gidiyor? Let go ! Bırak ! as far as it goes bir dereceye kadar. as far as that goes mademki ondan bahsediyoruz. Who goes there? ask. Kim o ?

2

i. gitme, gidiş; k.dili gayret, kuvvet, enerji; teşebbüs, hamle, sefer; başarı; k.dili anlaşma. All systems are go. Herşey tamam. Başlayabiliriz. Devam edebiliriz. He made a go of it. İşini başardı. It's no go, Olacak iş değil. gonogo gage standart dışı olanlan reddeden mekanizma. on the go hareket halinde, faal.

3

i. Japonya'da oynanan bir çeşit satranç.