anchor

1.(f), demirlemek, lenger atmak. anchorable (s). demirlenebilir. anchoringplace (i). demirleme yeri.
(i)., (den). demir, çapa, lenger
iki duvarı birbirine tutturan demir
halat çekişme oyununda en arkada duran adam
çıkar yol, dayanak noktası. anchor ground gemi demirleyecek yer, demir yeri. anchorhold (i). demirin tutması
emniyet. at anchor demirli, demir atmış. cast anchor, drop anchor demir atmak, demirlemek.drag the anchor demir taramak. kedge anchor tonaz demiri, ufak lenger, ocaklık demiri. weigh anchor demir almak.

Son Arananlar

a la king09:12:14
beyaz sosta pişmiş
preferable09:11:18
s. tercih olunur, daha iyi. preferably z. tercihen.
Whatever09:10:55
zam., s. bütünü, hepsi; k.dili. ne; s. hangi, ne; her hangi, hiç.
sold09:10:49
bak. sell.
just09:10:11
s. doğru, haktanır, haklı, adil; tam. the just iyiler (din edebiyatı). justly z. adaletle, haklı olarak. justness i. hak; hak ve adalete uygunluk, haklılık, adalet; doğruluk, dürüstlük.
obit09:09:50
(k.dili), (bak.) obituary.
ball09:08:58
(i)., (f). top, küre; bilye; yumak; top oyunu; (beysbol) istenilen şekilde ve yönde atılmayan top; ask. gülle; (f). yumak haline koymak; yumak haline gelmek, top top olmak. be on the ball A.B.D., argo uyanık olmak, açıkgöz olmak. play ball top oynamak; A.B.D., (k.dili). beraber çalışmak. ball up argo şaşırtmak, (işi) bozmak. ball-and- socket joint kalça eklemi tipindeki eklem. ball bearing bilye; bilyeli yatak. ball cock yüzen top ile işleyen kapama valfı. ball of the foot ayak parmaklarının kökü. ball peen hammer bir ucu yarım küre biçiminde olan çekiç. ball valve toplu valf. ball and chain ayak kösteği, pranga. ballpoint (i)., ballpoint pen tükenmez, tükenmez kalem. balls (i).., argo husyeler.
a la mode09:08:18
(Fr). modaya uygun; dondurmalı.
pulse09:02:03
i., bot. baklagiller.
honey09:01:50
i., f. bal; tatlı şey, tatlılık; sevgili; canım; f. bal ilâve ederek tatlılaştırmak; tatlı dil kullanmak. honey bread bot. keçiboynuzu. honeyed s. tatlı, yumuşak (dil).
small09:00:42
s., i., z. ufak, ufacık, küçük, mini mini; önemsiz; ahlakça zayıf olan, alçak, soysuz; ince, hafif; kuvvetsiz; adi; az, cuzi; i. ufak şey; az miktar; bir şeyin ince yeri; z. hafif hafif, yavaşça; önemsizce. small arms tabanca gibi ufak silahlar, el silahları. small beer hafif bira; İng. ehemmiyetsiz iş veya kimse. small change bozuk para. small craft küçük gemiler. small fry ufak balıklar; önemsiz kimse veya şeyler; küçük çocuklar. small hours gece yarısından sonraki saatler. small letter küçük harf. small of the back sırtın en dar kısmı. small potatoes A.B.D., (argo) önemsiz kimse veya şey. small talk önemsiz sohbet. small time A.B.D., (argo) önemsiz, ikinci derecede. feel small mahcup olmak. in a small way gösterişsiz şekilde; azıcık. in small numbers azar azar. smallish s. ufakça. smallness i. ufaklık.
real08:58:34
(i.) eski İspanyol parası.
old08:58:12
s., i. eski, ihtiyar, yaşlı; aşınmış, eskimiş; köhne; tecrübeli, meleke sahibi, pişkin; modası geçmiş; k.dili çok; harika; k.dili sevgili (dost); i. eski zamanlar. old age ihtiyarlık, yaşlılık. old clothes man eskici. the old country göçmenin eski vatanı. old fash ioned bir çeşit kokteyl. old fogy eski kafalı kimse. Old Glory A.B.D"nin bayrağı. old gold mat altın rengi, donuk sarı. old hand tecrübeli kimse, usta kimse. old hat A.B.D, argo modası geçmiş. old lady argo anne; karı. old maid evlenmemiş yaşlı kız; k.dili fazla titiz kimse. old man argo koca; sözü geçen kimse; babacan kimse; bizimki. old man of the sea yapışkan adam, püsküllü bela. Old Nick şeytan. old salt tecrübeli denizci. old style eski usul; Rumi takvime göre Old Testament Kitabı Mukaddeste Eski Ahit, Tevrat. Old World eski dünya (Avrupa, Asya ve Afrika). any old thing ne olursa olsun, herhangi bir şey. old wives"tale batıl itikat; kuşaktan kuşağa geçen hikâye. good old times eski demler, geçmiş hoş zamanlar. grow old yaşlanmak, ihtiyarlamak; eskimek. the old yaşlılar, ihtiyarlar. the old school eski terbiye. young and old herkes. The baby has had his first birthday: he is a year old. Bebek bir yaşını kutladı; şimdi bir yaşında (yani iki yaşına bastı). He is ten years old On bir yaşında. On bir yaşını sürmekte. On yaşında. (In Turkish there is this ambiguity in describing a person"s age) olden s., eski eski zamana ait, eski. oldish s. yaşlıca, oldukça yaşlı; eskice. oldness i. ihtiyarlık; eskilik. oldster i., k.dili yaşlı adam.
as08:54:32
(z). gibi, veçhile, suretle; iken as... so oldugu gibi, dahi, o veçhile. as well as gibi. as you were going siz giderken. so as gibi, suretle, veçhile; için; ki as...as kadar. so as to see görecek surette, görmek için. This is as good as that.Bu da diğeri kadar iyidir. He bought the farm as well as the house.Hem evi hem de çiftliği aldı. As we have finished, we may go. Mademki işimiz bitti, gidebiliriz. ıt gets better as you go along. iş ilerledikçe daha iyi oluyor. Do as I do. Sen de benim yaptığımı yap. Expensive as it was, I bought it. Çok pahalı olduğu halde aldım. as is şimdiki durumuyla. I"II buy it as is. Olduğu gibi satın alırım.
fanfare08:51:42
(i)., (müz). nefesli çalgıların hep birden çaldıkları coşkun parça; fanfar.
pig08:49:07
i., f. (-ged,- ging) domuz; domuz yavrusu; domuz eti; domuz gibi adam; mad. pik, pik demiri; A.B.D., (argo) polis memuru; A.B.D.,( argo) düşük kadın; f. yavrulamak (domuz). pig iron pik demiri. pig it domuz gibi yaşamak. pig Latin uydurma bir dil (birinci ses kelimenin sonuna getirilir ve ay ilâve edilir: igpay atinlay). buy a pig in a poke malı görmeden satın almak; körükörüne alışveriş etmek. guinea pig bak. guinea roast pig domuz kızartması.
between08:44:04
(edat), z. arada, arasında, aralarında, aralarından; araya; ortada, ortaya. between you and me söz aramızda. few and far between nadiren, seyrek. in between sallantıda.
sex08:43:43
(i.) seks, eşey, cinslik, cinsiyet. sex appeal cinsi cazibe, seksapel. sexless (s.) eşeysiz, cinsliksiz, cinsiyetsiz.
hole08:43:37
(i)., (f). delik; boşluk; çukur; magara, in; in gibi yer; hücre; karanlık ve pisyer; kusur; (k).dili güç durum, zorluk; (f). delik açmak; iki maden damarını birleştirmek için dehliz açmak. hole out golfta topu deliğe düşürmek. hole up saklanmak; dünyadan çekilmek. a swimming hole çay veya ırmakta yüzmeye elverişli yer. The money is burning a hole in my pocket. Para batıyor bana. Harcamak istiyorum. crawl into one"s hole köşesine çekilmek; utanmak. in a hole müşkül mevkide, güç durumda. in the hole (k).dili borçlu; para kaybetmiş durumda. make a hole in büyük bir kısmını sarfetmek. pick holes in kusur bulmak, ince eleyip sık dokumak. square peg in a round hole mevkiine uygun olmayan kimse. holey (s). delikli.
pal08:43:34
i., f. (-led, -ling) k.dili arkadaş dost; f. arkadaş olmak.
deal08:41:34
(i). çam tahtası, çam kerestesi.
lock08:40:24
i. kilit; silâh çakmağı; güreşte birkaç çeşit yakalama usulü; kilitleme; kilitli şey; yokuşu inerken tekerleği tutan zincir; kanal içinde gemileri bir yüzeyden diğerine yükseltmek veya alçaltmak için kullanılan havuz. lock, stock and barrel baştan başa, tamamen. safety lock maymuncukla kolay kolay açılamayan emniyetli kilit; tüfekte emniyet tertibatı. Yale lock Yale markalı veya ona benzer emniyet kilidi. under lock and key kilit altında.
all08:39:10
(s). bütün, hep; her. all clear tehlike geçti işareti. all fours dört ayak. all hands (den). herkes. all his life butun ömrünce, hayatı boyunca. all-inclusive (s). herşey dahil. all night bütün gece. all the others ötekilerin hepsi, diğerleri. all the same ne olursa olsun. for all ı know bana kalırsa. for all the world ne pahasına olursa olsun, dünyada, tıpkı, aynen.I am all in.Bitkin bir haldeyim. with all speed bütün hızı ile. (Not; Harf-i tarif veya iyelik veyahut da işaret zamiri all ile kullanıldığında all ile isim arasına konulur; all the rest, all his life, all these days.)
change08:34:48
(f). değiştirmek, tahvil etmek; aktarma yapmak (tren vb); para bozdurmak; para değiştirmek; yatak takımlarını değiştirmek; değişmek, değişikliğe uğramak; elbiselerini değışmek, üstünü değişmek. change color yüzü kızarmak; yüzü solmak.change front (ask). taarruz yönünü değiştirmek. change hands sahip değiştirmek.
believe08:32:19
f. inanmak, güvenmek, itimat etmek; iman etmek; zannetmek; in ile güvenmek, itimat etmek Believe me! Sözüme inan ! believable s. inanılır believer i. iman eden kimse.
dabble08:30:39
(f). su serpmek, hafifçe Islatmak; amatör olarak bir sanat veya işle uğraşmak. dabbler (i). sathi çalışan kimse, eğlence kabilinden bir işle uğraşan kimse.
utter08:29:10
s. bütün butun, tam, mutlak; son derece; kesin, son, nihai. utterly z. tamamen, bütün bütün. uttermost s., i. azami (derece).
back08:27:38
(f). bir şeye destek olmak, arka olmak, yardım etmek; tarafını tutmak, üzerine bahse girmek (at v.b.); ; geriye sürmek; sırtına binmek ; (den). güneşin aksi yönüne dönmek, dirise etmek (rüzgar). back down back out caymak, sözünden dönmek. back the oars, back water (den). siya etmek. back the sails (den). yelkenleri faça etmek back up geri sürmek, geri gitmek; desteklemek.
anüs08:25:35
(i). anus, şerç, makat.
a08:25:16
(i). ingiliz alfabesinin ilk harfi; birinci kalite veya derece; (müz). la notası, la perdesi; A.B.D. en yüksek not.
apple08:25:05
(i). elma. apple blossom elma baharı. apple butter elma marmelâdı. apple green elma yaprağı renginde. applejack (i). elma rakısı. apple juice elma suyu. apple of discord (mit). kavga tanrıçası tarafından tanrılara atılan ve Paris tarafından Venüs e hediye edilen elma. apple of the eve gözbebeği, çok değer verilen bir şey. in apple-pie order çok düzenli. apple polisher A.B.D., argo dalkavak, slang yağcı. applesauce (i). elma püresi; (k) dili saçma, boş laf. Adam"s apple (anat) Ademelması, gırtlak çıkıntısı. bitter apple hanzal, ithiyarı, (bot). Citrullus colocynthis. upset the apple cart pişmiş aşa soğuk su katmak, bir işi bozmak.
island08:22:16
(i.) ada, ada gibi yer. islander (i.) adalı kimse, adada oturan kimse.
check08:18:33
(f). durdurmak, birden durdurmak; engel olmak; kontrol altına almak; kontrol etmek, teftiş etmek; kontrol işareti koymak; kare deseni ile kaplamak; emanet odasına teslim etmek; satranç şah çekmek, şah demek; (boya tahta) çatlamak. check in otel veya uçak defterine kaydolmak. check up on soruşturmak, arastırmak. check out otelden hesabını görüp ayrılmak; (ABD)., (k.dili). öImek; soruşturmak, doğru olup olmadığını araştırmak; doğru olduğu açığa çıkmak; (mağazada) seçtiklerini kasada hesap ettirmek; işleyişini kontrol etmek.
private08:18:02
s., i. özel, hususi, kişisel; gizli, mahrem; gayri resmi; i., ask. nefer, er, asker; çoğ. edep yerleri. in private mahrem olarak, özel bir şekilde. privateness i. mahremlik, özellik, gizlilik. private car özel araba. private detective özel detektif. private enterprise özel girişim, özel sektör. private life özel hayat. private ownership özel iyelik. private property özel mülk, özelge. private school özel okul.
nee08:17:34
s. evlenmeden evvelki soyadıyle.
engagement08:16:54
i. meşguliyet; nişanlanma; randevu; rehin; söz; vaat, taahhüt; çarpışma, dövüşme; belirli bir süre için ücretli iş; mülâkat; çoğ. borçlar. engagement ring nişan yüzüğü, alyans.
need08:15:42
i., f. ihtiyaç, lüzum, gereklik; eksiklik; yolsuzluk, fakirlik zaruret; f. muhtaç olmak, gereksemek istemek; lâzım olmak . if need be icabında, gerekirse.
anonymous08:13:40
(s). isimsiz, anonim, ismi meçhul. anonymously (z). imza koymadan, imzasız olarak.
kill08:13:21
f. öIdürmek, katletmek; mahvetmek, yok etmek; (A.B.D.),( argo) çok heyecanlandırmak,(slang) yemek; matb. silmek, çıkarmak; etkisiz hale getirmek; (zamanı) boşa geçirmek; veto etmek, reddetmek. kill off hepsini öldürmek, kılıçtan geçirmek. kill time zaman öldürmek. kill two birds with one stone bir taşla iki kuş vurmak, iki işi birden görmek. dressed up fit to kill herkesin dikkatini çekecek şekilde giyinmiş. kill with kindness fazla iltifatla canını sıkmak.
wolf08:11:15
i. (çoğ. wolves) f. kurt, zool. Canis lupus; yırtıcı ve vahşi adam; biyol. kurt, kurtçuk; müz. sazlarda kusurlu titreşimden meydana gelen akortsuzluk; (argo) zampara, kurt; f., k.dili kurt gibi yemek; bir hamlede yiyip yutmak.
snail08:10:20
i. salyangoz, sümüklüböcek, zool. Helix; tembel ve uyuşuk kimse. snailpaced s. çok yavaş yürüyen. climbing snail flower salyangoz, bot. Phaseolus caracalla.
motorcycle08:09:37
i. motosiklet.
trident08:08:29
i., s. üç dişli gladyatör mızrağı; üçlü çatalı olan balık zıpkını; Neptünün sembolü; s. üç çatallı mızrak gibi, üç çatallı.
comb08:05:55
(i)., (f). tarak; ibik, tepe, sorguç; ibik gibi şey; petek; dalganın yüksek kısmı; (f). taramak, taranmak; (dalga) tümselip kırılmak comb out taramak, ayırmak.
prawn08:05:52
i. küçuk karides, deniz tekesi, zool. Palaemon serratus.
razor08:04:36
(i.), (f.) ustura; tıraş makinası. (f.) ustura ile kesmek veya tıraş etmek. razor blade ustura ağzı; jilet, tıraş bıçağı. razor clam, razor shell denizçakısı, ustura midyesi, (zool.) Solen razor strop, razor strap ustura kayışı. safety razor tıraş makinası.
receive07:59:42
(f.) almak; kabul etmek; haber almak; anlamak, kavramak; taşımak, kaldırmak; uğramak, maruz kalmak. receiving line teşrifatçılar.
best07:53:40
s.,i. en iyi, en hoş, en uygun, en elverişli; i. en iyisi. best beloved en çok sevilen; çok sevgili. best man sağdıç. the best part yarısından fazla, çoğunluğu. Maybe it"s all for the best Belki de böylesi daha hayırlı olur. at best olsa olsa taş çatlasa. do one"s best elinden geleni yapmak. get the best of alt etmek, yenmek. had best do yapmalı, yapsa daha iyi olur. make the best of olandan mümkün olduğu kadar istifade etmek. have the best of it galip gelmek, üstün olmak. best seller satış rekoru kıran kitap.
anal07:53:04
(s)., (anat) anusa ait, anal, makatla ilgili.
hi07:53:01
ünlem, (A.B.D). merhaba, (ing). dikkati çekmek için çağrı.
cacodyl07:52:48
(i). pis kokulu ve zehirli bir kimyasal karışım, kakodil.
respect07:52:05
f. hürmet etmek, hürmete lâyık saymak; saygı göstermek; ilgisi olmak. respecter of persons kişilere rütbesine göre değer veren kimse.
gold07:50:02
(i.), (s.) altın; altın para; servet, zenginlik; altın rengi, sarı renk; yaldız, dore; (s.) altından yapılmış. gold amalgam civalı altın. gold basis altın esası; piyasanın altın fiyatlarına göre ayarlanışı. gold beater varakçı. gold beetle altın gibi parlayan bir böcek. gold brick argo üşenip işini yapmayan kimse; (k.dili) kıymetli görünen sahte şey. gold clause A.B.D. tahvil karşllığının vadesi gelince altın ile ödenmesi şartını koşan madde. gold digger altın arayıcısı; argo erkeklerden para sızdırmaya çalışan kadın, slang fındıkçı. gold dust altın tozu. gold fever altın madeni arama deliliği, altın humması. gold foil altın varak, ince altın. gold leaf çok ince altın varak. gold mine altın madeni; servet kaynağı. gold rush altına hücum. gold standard para değerinde altını esas tutma usulü, altın esası. gold star mother harpte şehit olan askerin annesi. gold thread kılaptan, sırma tel. gold washer yıkayarak altını kumdan ayıran kimse veya alet. a heart of gold altın kalp, saf ve temiz kalp. old gold kahveren- gine çalan mat sarı renk.
beautiful07:49:27
(s). güzel, latif, hoş, zarif. beautifully (z). güzel bir şekilde.
fast07:45:10
(f)., (i). oruç tutmak, perhiz etmek; (i).. oruç, perhiz; oruç süresi. fast day oruç günü, perhiz günü. break one"s fast orucu açmak,oruç bozmak, perhiz bozmak; kahvaltı etmek.
cave07:43:35
(i). mağara. cave man mağara adamı; (k.dili). kaba ve hoyrat adam.
mine07:41:38
i. maden, maden ocağı; lağım; hazine, memba; ask. mayın, sabit torpil. mine detector mayın detektörü.
aşk07:40:38
(f). sormak; talep etmek; davet etmek, teklif etmek; icap ettirmek, istemek, ihtiyaç göstermek; yalvarmak, rica etmek, niyaz etmek. ask for sormak, aramak, talep etmek, istemek. ask for it hak etmek. ask in içeriye davet etmek. ask one to davet etmek. ask one rica etmek.
hour07:36:53
i. saat; vakit zaman; bir saatiik yol; astr. ekvatorda on beş derecelik mesafe. hour circle astr. gök kutuplarından geçen büyük daire, saat dairesi. hour hand akrep (saat). after hours çalışma saatlerinden sonraki zaman. an idle hour boş vakit. at the eleventh hour geç vakitte, son dakikada. eighthour day sekiz saatlik iş günü. hero of the hour günün kahramanı. His hour has come Ceza veya mükafat saati gelmiştir. in an evil hour uğursuz saatte. keep good hours vaktinde eve gelmek; erken yatmak. long hours uzun çalışma saatleri. office hours çalışma saatleri, mesai saatleri. on the hour tam vaktinde; saat başında. sidereal hour yıldız hareketiyle tayin olunan saat. the question of the hour günün meselesi. the small hours gece yarısından sonraki ilk saatler.
girl07:33:45
i. kız; hizmetçi kız; sevgili. girl friend yakın kız arkadaş; bayan dost. girl scout A.B.D kız izci. girlhood i. kızlık çagı.
punctual07:27:58
s. her şeyi dakikası dakikasına yapan, tam vaktinde olan; bir noktadan ibaret. punctually z. tam vaktinde, dakikası dakikasına. punctual"ity, punc- tualness i. dakiklik, bir işi tam vaktinde yapma hususundaki titizlik.
anchor07:25:39
(f), demirlemek, lenger atmak. anchorable (s). demirlenebilir. anchoringplace (i). demirleme yeri.
icebox07:24:10
i., A.B.D buzdolabı.
table07:24:10
i., f. masa; sofra, sofraya konan yemek; sofraya oturanların hepsi; düz tepe; özet, hulâsa; tablo, cetvel, çizelge; tablet, yazılı taş; f. masaya koymak; tehir etmek; nad listeye geçirmek; ing (tasarıyı) müzakereye sunmak. table linen sofra örtüsü ile peçete takımı. table talk sofra sohbeti. table tennis masa tenisi, pingpong. table wine yemekte içilen şarap. table of contents içindekiler (kitapta). table of errors yanlış doğru cetveli .at table sofrada. clear the table sofrayı toplamak. lay (veya) set the table sofrayı kurmak. lay on the table masaya koymak; (tasarıyı) tehir etmek. turn the tables on one durumu aleyhine çevirmek. under the table gizli; küfelik.
welcome07:24:03
f., i., s.,(ünlem) iyi karşılamak, memnuniyetle karsılamak, hoş karşılamak; nezaket göstermek, samimiyet göstermek; i. samimi karşılama, hoş karşılama; nezaket gösterme; s. hoş karşılanan, iyi karşılanan; sevindirici, hoşa giden, rahatlatıcı, makbule geçen;( ünlem) Hoş geldiniz! Safa geldiniz! Buyurun! give one a cold welcome soğuk karşılamak. give one a warm welcome hararetle karşılamak; pişman ettirmek. He is welcome to come and go at his pleasure istediği zaman gelip gidebilir .overstay veya wear out one"s welcome. fazla kalıp tadını kaçırmak, ziyaret edip bıktırmak. roll out the welcome mat. ağırlamak. welcome home ağırlama. You"re welcome Bir şey değil Rica ederim, Estağfurullah. You"re welcome to it Buyurunuz You"re welcome to try Bir deneyin isterseniz, Tecrübesi parasız. wel- comely z. hoşça, memnuniyetle, samimiyetle. welcomeness i. hüsnükabul, hoş karşılama, makbule geçme.
secretary07:23:22
i. sekreter, özel kâtibe, kâtip, yazman; bakan; bir çeşit yazıhane (kıs. sec., secy., sec"y). secretary bird Güney Afrika"ya mahsus yılan avlayan bir kuş. Secretary of State A.B.D."nde Dış işleri Bakanı. secretary treasurer i. hem sekreter hem veznedar olan şahıs. honorary secretary fahri vekil veya kâtip. private secretary özel sekreter.
qatar07:22:42
i. Katar.
liberia07:21:34
i. Liberya.
paradise07:19:15
i. cennet, Aden, cennet bahçesi; cennet gibi yer. fool"s paradise boş emeller üzerine kurulmuş mutluluk.
rainy07:18:31
s. yağmurlu rainy day darda kalınan zaman, sıkıntılı zaman. raininess i. yağmur çokluğu.
dedicate07:15:00
(f). adamak, tahsis etmek, takdis etmek, vakfetmek; vermek, ithaf etmek. dedicated (s). ithaf olunmuş, verilmiş; tahsis edilmiş. dedica"tion (i). adama, tahsis veya takdis etme, tahsis olunma, ithaf .ded"icato"ry (s). ithaf kabilinden.
a-one07:13:05
(s). birinci kalite olan.
nineteen07:12:12
(s.), (i.) on dokuz. nineteenth (s.) on dokuzuncu; on dokuzda bir.
average07:11:13
(f). ortasını bulmak, vasatisini alrnak; vasati olarak yapmak veya almak; vasati yekun tutmak.
penthouse07:10:53
i. çatı katı, çekme kat; sundurma, önü açık ve bir tarafı duvara yapışık meyilli çatı.
photocomposer07:10:39
i., matb. filim ile dizme aleti.
roman07:10:20
s., i. Roma"ya veya Romalılara ait; Roma mimarisine ait; gen. k.h. Latin harflerine ait; i. Romalı; gen. k.h. Latin harfleri; çoğ. Kitabı Mukaddeste Resul Pavlus"un Romalılara yazılmış mektubu. Roman candle havan maytabı. Roman Catholic Katolik. Roman cement rutubete çok dayanıklı bir çeşit çimento. Roman Emperor Roma imparatoru. Roman letters Latin harfleri. Roman nose eski Romalılara mahsus hafif gaga burun. Roman numerals Romen rakamları. Romanism i. Katolik mezhebinin usul ve inançları. Romanist i. Katolik. Romanize f. Katolikleştirmek.
boring07:09:10
i., s. sondaj, delme; delik; çoğ. delik açılırken cıkan moloz; s. can sıkıcı.
tip07:07:51
f. (-ped, -ping) i .hafif hafif vurmak, tıkırdatmak; i hafif vuruş, tıkırdatma.
head07:03:42
(i.) (çoğ. heads) baş, kafa; kelle; reis, şef; baş yer, baş taraf, ön taraf; ekin başı, başak; madde, fıkra; kaynak, su başı, menba, pınar başı; zirve, şahika, doruk; akıl; manşet; konu; madeni paranın resimli yüzü (tura); göbek; bira köpüğü; birikmiş basınç; enerji sağlanan suyun düşme yüksekliği; (coğr.) burun; (den.) seren yakası; (den.), yüznumara; (den.), pruva; A.B.D.,, argo esrar düşkünü; (çoğ. head) baş: fifty head of cattle elli baş sığır. head and shoulders above çok daha iyi. Heads I win, tails you lose Ne olursa olsun ben kazanacağım, sen kaybedeceksin. head money adam başına verilen vergi; bir düşmanın kellesinin getirilmesi karşılığında verilen para. head of steam buhar basıncı; (k.dili) şevk, gayret, hırs. Heads or tails? Yazı mı tura mı? head over heels tepetaklak perende atma; adamakıllı. head over heels in love sırılsıklam âşık. head shop hipilere tütsü ve renkli afişler gibi eşya satan dükkân. head tone (müz.) kafasesi. Heads up! A.B.D., (k.dili) Dikkat! Yukarıya dikkat! head wind (den.) pruva rüzgârı. a crowned head kral; kraliçe. bring to head karar noktasına getirmek, meydana çıkarmak, buhrana sebep olmak. from head to foot baştan başa, baştan ayağa, tepeden tırnağa kadar. give a horse his head dizginleri boşaltmak. go to one"s head başını döndürmek, aklını başından almak; burnu büyümek. hang veya hide one"s head utanmak, başını önüne eğmek. I can"t make head or tail of it Hiç bir şey anlayamıyorum. It cost him his head Hayatına mal oldu. keep one"s head soğukkanlılığını muhafaza etmek, kendine hâkim olmak. keep one"s head above water yüzer durumda tutmak; borca girmemek, ayağını yorganına göre uzatmak .Iose one"s head kendinden geçmek, aklı başından gitmek, şaşırmak; boynu vurulmak. make head against güçlükler karşısında ilerlemek. off one"s head, out of one"s head (k.dili) deli, çıldırmış zıvanadan çıkmış, kaçık. over one"s head anlaması zor; yapabileceğinin üstünde; daha yüksek bir makama (baş vurma). put their heads together baş başa verip düşünmek. put something out of one"s head unutmak veya unutturmak. rocks veya holes in the head argo delilik, çatlaklık. take it into one"s head aklına koymak, tasarlamak. talk one"s head off bir kimsenin kafasım şişirmek. the crown of the head başın tepesi. The song runs in my head şarkı aklıma takıldı. turn one"s head överek gururlan- dırmak. under the head of başlığı altında, maddesinde. yell one"s head off şiddetle ve durmadan azarlamak .
you07:02:06
zam. siz, sizler, sen; seni, size. what"s it to you? sana ne?
sock07:00:46
f., i. (argo) yumruklamak; sille atmak; i.(argo) yumruk,darbe,sille. sock away (argo) (para) saklamak. socked in hava muhalefetinden dolayı kapalı (havaalanı). Sock it to him. (argo) Haydi bastır.
friend06:56:28
(i). dost, arkadaş, ahbap; koruyan kimse, hami; yardımcı; (b.h). Kuveykır mezhebine mensup kimse. be friends with ahbap olmak. have a friend at court mahkemede dayısı olmak, arkası olmak. make friends dost kazanmak. make friends with someone bir kimse ile tanışmak, dost olmak. friendless (s). dostu olmayan.
icebox06:54:12
i., A.B.D buzdolabı.
brazil06:52:24
i. Brezilya. Brazil nut Brezilya kestanesi. Brazilian i., s. Brezilyalı; s. Brezilya ile ilgili.
weather06:49:53
f. havaya göstermek; hava tesiriyle değişmek; atlatmak, savuşturmak, geçiştirmek; (çatıya) meyil vermek; den. rüzgar istikametinden geçmek; hava tesirlerine karşı dayanmak. weathering i. hava etkisiyle meydana gelen değişiklik.
snow06:48:25
i., f. kar; kar gibi şey; kar yağışı; (argo) beyaz zehir, eroin; televizyon ekranında kar fırtınası gibi görünen beyaz lekeler; f. kar yağmak; karla kaplamak; A.B.D., (argo) kusur veya bilgisizliğini örtmek için abartmalı konuşmak. snow blindness kar körlüğü. snow bunting ispinoz; karkuşu, zool. Plectrophenax nivalis. snow job (argo) kandırıcı ve samimi olmayan konuşma. snow line dağda daimi kar sınırı. Snow White Pamuk Prenses. snow under karla kaplamak. be snowed in kardan mahsur kalmak. be snowed under i.,s. çokluğundan kurtulamamak; çok farkla kaybetmek. It is snowing. Kar yağıyor.
horn06:44:23
i. boynuz; boynuz şeklindeki herhangi bir sey; müz boru; eyer kaşı; klakson, korna. horn of plenty bolluk, bolluk sembolü. horns of a dilemma birinin seçilmesi icap eden iki müşkül şık, bak. dilemma. blow one"s own horn böbürlenmek. draw in one"s horns korkup geri çe kilmek, geri durmak, colloq. yelkenleri suya indirmek. drinking horn boynuzdan yapılmış bardak. French horn müz. korno, hunting horn av borusu. take the bull by the horns cesaretle bir işe girişmek.
casual06:40:15
(s).,(i). tesadüfen olan; kasıtlı olmayan, rasgele; dikkatsiz, ihmalci; ilgisiz;(i). ihtiyaç oldukça gündelikle tutulan işçi; bir görevden başka bir göreve gitmek üzere yolda olan asker; yerine henüz yerleşmemiş hayvan veya bitki. casual clothes günlük elbiseler. casually (z). dikkat etmeden. casualness (i). ilgisizlik; kaygısızlık.
sold06:34:48
bak. sell.
school06:30:54
i., f. okul, mektep: öğrenim devresi; güz. san. bir ustadın öncüsü olduğu tarz veya üslup, ekol; herhangi bir şeyin öğrenildiği yer; okul binası; f. okula göndermek; ders vermek, öğretmek, okutmak; terbiye etmek, alıştırmak. school age okul çağı. school board okul yönetim kurulu . school ship okul gemisi. school year ders yılı. boarding school yatılı okul, leyli mektep. business school ticaret okulu. day school gündüzlü okul, nehari mektep. free school parasız okul, meccani mektep. graduate school üniversite diploması almdıktan sonra devam edilen fakülte. grammar school ilkokul; ing. ortaokul, lise. high school lise. keep a school bir okulu yönetmek .night school akşam okulu; gece bölümü. old school eski terbiye. parochial school bir kilisenin özel okulu. pryvate school özel okul. public school ing. özel okul; A.B.D. parasız resmi okul. reform school islahevi. trade school meslek okulu. vacation school yaz okulu. School keeps today Bügün okul var.
history06:26:20
(i). tarih, tarihi olaylar; tarihi dram; tarih kitabı. family history aile tarihçesi. natural history tabiat bilgisi.
stubborn06:25:10
s. inatçı, direngen, serkeş, dik başlı; sebatkâr, azimli; sert, çetin, müşkül. stubbornly z. inatla, ayak direyerek. stubbornness i. inatçılık.
just06:23:28
s. doğru, haktanır, haklı, adil; tam. the just iyiler (din edebiyatı). justly z. adaletle, haklı olarak. justness i. hak; hak ve adalete uygunluk, haklılık, adalet; doğruluk, dürüstlük.
turkish06:22:18
i., s. Türkçe; s. Türk; Türkçe. Turkish bath alaturka hamam. Turkish carpet Türk halısı. Turkish delight lokum, lâtilokum. Turkish pound Türk lirası. Turkish tobacco Türk tütünü. Turkish towel havlu.
typhoon06:20:38
i. şiddetli kasırga.
milch06:18:51
s. süt veren, sağmal. milch cow sağmal inek.
plane06:15:25
i., plane tree çınar, bot. Platanus.
rain06:13:11
i, f yağmur; çog tropikal üIkelerde yağmur mevsimi; f. yağmak, yağmur yağmak; yağmur gibi boşanmak; yağmur gibi yağdırmak. rain area, rain belt yağmur bölgesi. rain barrel yağmur fıçısı. rain check ertelenmiş maç için seyirciye verilen yeni bilet; argo davete gidemeyen misafiri başka gün için davet etme. rain forest cengel. rain gauge yağmur ölçeği. rain cats and dogs pek şiddetli yağmak.
still06:06:47
s., i., z., f., (bağlaç) sessiz, sakin; hareketsiz, durgun; asude; köpürmez; ölü; i. şiir. sükut, sessizlik, sükun; fotoğraf; z. hala, daha, yine: bununla beraber, mamafih; daima; f. durdurmak, susturmak, teskin etmek, yatıştırmak; sükun bulmak, yatışmak; (bağlaç) mamafih, buna rağmen. still life güz.san. natürmort. still"ness i. sessizlik, sükunet.
gimlet06:06:45
i. burgu, delgi, matkap.
sa06:06:18
kıs. South Africa.
dull05:52:21
(s)., (f). ağır, kafası işlemez, kalın kafalı, gabi; alık, anlayışsız; duygusuz, hissiz, vurdumduymaz; kesat, durgun; sıkıcı, kasvetli; kor, kesmez; donuk, sönük, canlı ve parlak olmayan (renk); (f). körletmek, körlenmek; donuklaştırmak; donuklaşmak; sersemletmek . dullard (i). ahmak kimse. dullish (s). donuk; ahmak. dullness (i). sıkıntı, kasvet; körlük, kesmezlik. dully (z). ahmakça; sönük bir şekilde.
tune05:51:11
i., f. beste, hava, nağme; ahenk, düzen; akort; hal, mizaç; f. akort etmek, ahenk vermek; ahenkle çalmak; düzen vermek; ahenkli olmak, sesi uymak. tune down sesi bastırmak. tune in belirli bir istasyonu açmak. tune out istasyonu düzeltmek. tune up salgıları akort etmek; ayarlamak. change one"s tune ağız değiştirmek. in tune akortlu. out of tune akortsuz; ahenksiz, düzensiz. to the tune of bestesiyle; meblağına kadar.
tweezers05:48:32
i., çoğ. cımbız; cerrah aletleri takımı.
ruler05:41:42
i. yönetici, hükümdar, amir; cetvel tahtası, çizgilik, cetvel.
photocomposer05:30:00
i., matb. filim ile dizme aleti.
mine05:28:07
i. maden, maden ocağı; lağım; hazine, memba; ask. mayın, sabit torpil. mine detector mayın detektörü.
asquint05:26:05
(s)., (z). gözunün ucuyla bakan; (z). gözünün ucuyla bakarak, yan yan bakarak.
refer05:26:01
(f.) vermek, isnat etmek, hamletmek; göndermek, havale etmek, müracaat etmek; işaret etmek, ima etmek; bakmak, danışmak, sormak. referable (s.) havale edilir.
alack05:22:02
ünlem, eski Ah, vah I alackaday ünlem Yazık, eyvah!.
BENEATH05:21:42
z., (edat) altına, altında, altta; (edat) aşağıda, -den aşağıda; rütbece altında; yakışık almaz. beneath one"s dignity -e yakışmaz, yakışık almaz.
wood05:18:44
i., s., f. tahta, kereste, ağaç; odun; orman, koru; s. tahta, ahşap; f. ağaçlandırmak, orman haline getirmek; odun tedarik etmek. woods i., çoğ. orman, koru. wood alcohol odun ispirtosu, metanol, metil ispirtosu. wood coal odun kömürü, mangal kömürü; linyit. wood engraving tahta oymacılığı; tahta kalıptan basılan resim, gravür. wood lot koru, ağaçlık. wood mouse orman sıçanı,zool. Mus sylvaticus. wood nymph orman perisi. wood pigeon tahtalı, tahta güvercini, zool. Columba fasciata. wood pulp kağıt hamuru. wood pussy k.dili. kokarca.
plat05:16:05
i., f. (-ted, -ting) eski küçük toprak parçası arsa; plan, çap; f., (eski) şehir planı çizmek .
member05:11:25
i. üye, aza; organ, uzuv; mat. denklemin bir tarafı. member of parliament (kıs. MP) milletvekili. membership i. üyelik; üyeler.
word04:55:54
i., f. söz; sözcük, kelime; lafız; lakırdı, laf; vaad, söz; haber, malumat; parola; emir, işaret, kumanda; gen. çoğ. konuşma; çoğ. ağız kavgası, münakaşa; kelam; f. sözle ifade etmek, söylemek, ifade etmek. word blindness okuma yitimi, aleksi. word for word kelimesi kelimesine. word game kelime oyunu. word of honor namus sözü. word order sözdizimi. word painter belagatli yazar. word picture iyi açıklanmış tanım. word play kelime oyunu, cinas. word square soldan sağa ve yukarıdan aşağıya aynı kelimeler okunabilen kare. Words fail me. Sözle tarif edemem. Söyleyecek söz bulamıyorum. words of one syllable basit sözler; açık sözler. a good word övgü, tavsiye, medih; iyi haber. a household word günlük kelime. be as good as one"s word sözünü tutmamak. by word of mouth ağızdan, sözlü olarak, şifahen. eat one"s words sözünü geri almak, tükürdüğünü yalamak. fair words tatlı sözler. have a word with ile konuşmak, ile görüşmek. have the last word sözü geçmek; son sözü kendisi söylemek. high words öfkeli sözler. in a word bir kelime ile, uzun lafın kısası. in so many words açıkça, kesin olarak. keep one"s wored sözünü tutmak. man of his word sözünün eri. My word! Eyvah! mince words kaçamaklı konuşmak, dolambaçlı konuşmak. of few words suskun. take him at his word sözüne inanmak. take the words out of one"s mouth karşısındakinin ağzından sözü kapmak, leb demeden leblebiyi anlamak. the Word Kitabı Mukaddes. upon my word vallahi, billahi. vain words boş laf. wordles s. kelimesiz; sessiz.
back04:55:11
(f). bir şeye destek olmak, arka olmak, yardım etmek; tarafını tutmak, üzerine bahse girmek (at v.b.); ; geriye sürmek; sırtına binmek ; (den). güneşin aksi yönüne dönmek, dirise etmek (rüzgar). back down back out caymak, sözünden dönmek. back the oars, back water (den). siya etmek. back the sails (den). yelkenleri faça etmek back up geri sürmek, geri gitmek; desteklemek.
what04:44:13
zam., s., (ünlem) ne; ne kadar; bir şey; (Bazen ingilizcede what kelimesi ile baslayan cümlecikler Türkçe cümlede fiil içinde belirlenir. What you are doing is correct Yaptıgınız doğrudur. He has no income but what he earns Kazandığından başka geliri yoktur); s. ne, hangi;(ünlem) Ne? Vay! What good is it? Neye yarar? Faydası ne? what"s what k.dili. işin mahiyeti, gerçek durum .What"s what? What"s cooking? k.dili. N"aber? Ne var ne yok? and what not ve saire. and what have you ve saire. what if... ya...ise... what with hesaba kattıktan sonra, düsünerek, den dolayı. what for niçin;( argo) azarlama; leh. ne biçim. what about unutmayalım; ne haber .What of it? Ne fark eder? Vız gelir? Bana ne. What the devil What the hell Allah cezasını versin, Kahrolası. what chamacallit k.dili. şey, zırıtılı, zımbırtı. no matter what ne olursa olsun. what it takes ne gerekirse. What"s with him ? (argo) Nesi var ? ( Do you ) know what ? Haberin var mı? Biliyormusun? What"s it to you? Sana ne? I don"t know but what it will work Başarılı olacağını tahmin ediyorum.
dark04:40:19
(s). karanlık, koyu, esmer; müphem, muğlak, çapraşık, kapanık; cehalet içinde olan; gizli, esrarlı; az sütlü (kahve). dark blue lacivert. dark-eyed (s). kara gözlü. dark horse (pol). beklenilmediği halde partisi tarafından aday gösterilen adam. dark lantern hırsız feneri. darkroom (i)., (foto). karanlık oda. dark star (astr). Işık vermeyen yıldız. a dark day karanlık gün; kötü gün. a dark saying kapalı söz. as dark as pitch zifiri karanlık. Keep it dark. Sakın kimseye söyleme. the Dark Ages Karanlık Devirler, Orta çağ. the Dark Continent Afrika. get dark akşam olmak, hava kararmak. darkly (z). ümitsizce; esrarengiz bir şekilde. darkness (i).karanlık.
earl04:38:35
(i). kont earl"dom (i). kontluk, bir kontun unvanı ve sahip olduğu topraklar.
turkey04:38:07
i. hindi, zool. Meleagris gallopavo; A.B.D., (argo) başarısız piyes. turkey buzzard hindi akbabası. turkey cock erkek hindi, baba hindi. turkey hen dişi hindi. turkey trot bir çeşit caz dansı. talk turkey dobra dobra konuşmak, yüzüne karşı söylemek.
ordinary04:36:29
s., i. adi, alışılmış, alelade, bayağı, usule göre; huk. doğal, tabii (hak); i. alışılmış şey; Katolik kilisesinde ayinin değişmez kısmı. ordinarily z. genellikle, çoğunlukla. ordinariness i. bayağılık. out of the ordinary adi olmayan, olağan dışı.
leap04:29:56
(f.) (ed veya leapt) sıçramak, atlamak, fırlamak, atılmak, hoplamak; üstünden atlamak, atlayıp öte tarafa geçmek; sıçratmak, fırlatmak.
fifth04:29:35
(s)., (i). beşinci, beşte bir; (muz). bir notadan beş derece tiz veya pes olan enterval. a fifth (A.B.D). (içki ölçüsü) galonun beşte biri, 84 santilitre. Fifth Amendment (A.B.D). anayasasında bir kimsenin kendi suçları hakkında şahitlik etmeme hakkı. Fifth Avenue New York"ta büyük mağazaların bulunduğu cadde. fifth column beşinci kol. fifth wheel gereksiz şey veya kimse.
vogue04:29:29
i. moda; rağbet, itibar. in vogue moda halinde, itibarda.
like04:29:08
edat, s., i. gibi, benzer; s. birbirine benzer; eşit; i. benzeri. It looks like rain. Yağmur yağacağa benziyor I feel like resting. Canım dinlenmek istiyor. I"ve never seen the like of it k.dili I never saw the likes of it. Benzerini hiç görmedim. Like father like son. Tıpkı babasına benzer. like mad çılgınca, çılgın gibi.
comb04:28:44
(i)., (f). tarak; ibik, tepe, sorguç; ibik gibi şey; petek; dalganın yüksek kısmı; (f). taramak, taranmak; (dalga) tümselip kırılmak comb out taramak, ayırmak.
babble04:11:57
(f)., (i). anlaşılmaz sözler söylemek; gevezelik etmek, saçmalamak; çağlama; manasız ve saçma bir şekilde if ade etmek; boşboğazlık etmek, ağzından kaçırmak ; (i). boş laf, manasız söz; gevezelik, mırıltı babbler (i). geveze kimse, boşboğaz kimse, durmadan konuşan kimse; çağlayan (ırmak).
lıon04:08:35
i. aslan, zool. Felis leo: Aslan burcu; Aslan takımyıldızı; göze çarpan kimse veya şey; cesur kişi, aslan gibi adam. lion hearted s. aslan yürekli, cesur, kahraman. lionlike s. aslan gibi, cesur, kuvvetli. beard the lion in his den birine kendi evinde veya yerinde karşl durmak. put one"s head in the lion"s mouth tehlikeye atılmak, kellesini koltuğuna almak. the lion"s share aslan payı. the lion"s skin sahte kahramanlık. lioness i. dişi aslan.
town04:07:09
i. kasaba; şehir; şehir halkı; şehrin iş merkezi. town and gown tüccarlar ile üniversite. town clerk kasaba sicil memuru. town council belediye meclisi. town crier şehir tellâlı. town hall belediye binası. town house şehirdeki ev; İng. belediye dairesi. town meeting kasabada oy kullanma hakkı olan herkesin katıldığı toplantı. town talk şehir dedikodusu veya söylenti konusu, şehir havadisi. go to town şehre inmek; (argo) harıl harıl yapmak. on the town vakıftan yardım görmekte; (argo) çakırkeyf, âlemde. paint the town red (argo) çok gürültülü eğlenti yapmak.