Son Arananlar

wood11:02:02
i., s., f. tahta, kereste, ağaç; odun; orman, koru; s. tahta, ahşap; f. ağaçlandırmak, orman haline getirmek; odun tedarik etmek. woods i., çoğ. orman, koru. wood alcohol odun ispirtosu, metanol, metil ispirtosu. wood coal odun kömürü, mangal kömürü; linyit. wood engraving tahta oymacılığı; tahta kalıptan basılan resim, gravür. wood lot koru, ağaçlık. wood mouse orman sıçanı,zool. Mus sylvaticus. wood nymph orman perisi. wood pigeon tahtalı, tahta güvercini, zool. Columba fasciata. wood pulp kağıt hamuru. wood pussy k.dili. kokarca.
tweed11:01:50
i. yüzü kabarık olarak dokunmuş yünlü kumaş, tüvit.
snowy10:55:44
s. karlı; kar gibi, beyaz. snowily z. karlı olarak. snowiness i. karlı oluş; beyazlık.
a10:54:27
(i). ingiliz alfabesinin ilk harfi; birinci kalite veya derece; (müz). la notası, la perdesi; A.B.D. en yüksek not.
organ10:51:11
i., müz. org, erganun; biyol. örgen, uzuv; haber organı; araç, alet, vasıta. organ grinder latarnacı. organ loft kilisede org galerisi. organ stop org düğmesi. mouth organ ağız mızıkası. party organ parti organı.
temper10:33:14
f. yumuşatmak, hafifletmek: ölçülü hale getirmek, tadil etmek, ıslah etmek: kıvama getirmek; su karıştırıp yoğurmak (balçık); çeliğe su vermek, çeliği kızdırıp hemen soğutarak sertleştirmek, tav vermek, tavlamak; müz. çalgıyı gam dizisine göre akort etmek. temper justice with mercy adalete merhamet katmak.
do10:26:34
(i)., (müz). bir gamın birinci ve son notası.
clean10:07:09
(f). temizlemek, yıkamak, antmak; temizlenmek, paklanmak. clean out çöp boşaltmak; (k.dili). terk etmek; silip supürmek, parasız bırakmak. clean up tam temizlemek; (argo). çok para kazanmak; bitirmek; galip gelmek.
ten09:58:05
s., i. on; i. on rakamı veya sayısı, 10, X; onlu veya onluk bir şey. Ten Commandments Hazreti Musa"ya Allah tarafından verilen on emir. count in tens onar onar saymak. I"ll lay you ten to one on that Bu işte bire karşı on ile bahse girerim. take ten kısa müddet içinde dinlenmek.
plate09:53:51
f. madenle kaplamak; zırh levhalarla kaplamak; matb. galvano klişe yapmak; baskı ile cila1amak (kağıt) .
visit09:42:49
f., i. ziyaret etmek, yoklamak, gömrüşmeye gitmek; resmi ziyarette bulunmak; hastayı muayene için gitmek (doktor); özel bir maksatla gelmek; musallat olmak, çektirmek; i. ziyaret, görüşmeye gitme; doktorun hastaya gitmesi, vizite; k.dili. sohbet; teftiş turnesi. visit with ahbapça konuşmak. right of visit gemiyi muayene veya yoklama hakkı. visitable s. muayeneye ve yoklamaya tabi; ziyaret edilebilir.
cave09:42:20
(i). mağara. cave man mağara adamı; (k.dili). kaba ve hoyrat adam.
hi09:40:26
ünlem, (A.B.D). merhaba, (ing). dikkati çekmek için çağrı.
monocle09:35:51
i. tek gözlük, monokl.
best09:34:22
s.,i. en iyi, en hoş, en uygun, en elverişli; i. en iyisi. best beloved en çok sevilen; çok sevgili. best man sağdıç. the best part yarısından fazla, çoğunluğu. Maybe it"s all for the best Belki de böylesi daha hayırlı olur. at best olsa olsa taş çatlasa. do one"s best elinden geleni yapmak. get the best of alt etmek, yenmek. had best do yapmalı, yapsa daha iyi olur. make the best of olandan mümkün olduğu kadar istifade etmek. have the best of it galip gelmek, üstün olmak. best seller satış rekoru kıran kitap.
teeth09:31:19
bak. tooth.
village09:28:52
i. köy; köy halkı villager i. köylü.
aardvark09:27:11
(i) Güney Afrika"da bulunan ve karınca yiyen bir hayvan.
sugar09:26:34
i., f. şeker; tatlı söz, kompliman; (argo) şekerim; f. şeker katmak; tatlı sözlerle yumuşatmak veya hafifletmek; A.B.D. akça ağaçtan şeker çıkarmak; şekerlenmek. sugar beet şeker pancarı bot. Beta saccharifera. sugar bowl şekerlik, şeker kâsesi. sugar candy akide şekeri. sugar cane şekerkamışı, bot. Saccharum officinarum. sugar daddy A.B.D., (argo) arkadaşlık ettiği genç kıza hediyeler yağdıran yaşlı ve zengin adam. sugar diabetes tıb. diyabet, şeker hastalığı. sugar loaf kelle şekeri; konik tepe. sugarmaple, sugar tree özünden şeker çıkarılan isfendan akçaağaç, bot. Acer saccharum. sugaring off isfendan özünü kaynatarak bir cins pekmez yapma; bu işin yapılması için tertiplenen ziyafet. burnt sugar yakılmış şeker. castor sugar ing. tozşeker. lump sugar kesme şeker.
beach09:25:58
(i)., (f). kumsal, plaj, sahil; (f)., den karaya çekmek, sahile çekmek (gemiyi). beach buggy A.B.D. kum üzerinde sürülmeye elverişli çok büyük lastikli spor araba. beachcomber (i). hayatını sahillerden topladığı enkaz ile kazanan kimse; okyanustan sahile vuran büyük dalga. beach flea kumsallarda rastlanan birkaç çeşit sıçrayan yengeç cinsi küçük hayvan. beachhead (i)., ask. çıkarma yapılan sahil. beach wagon A.B.D., (bak). station wagon on the beach işsiz; karada vazifeli (denizci); kızağa çekilmiş.
wold09:25:12
i. yayla, bozkır.
down09:24:45
(i). ince kuş tüyü, yonda; ince tüy, ayva tüyü, hav.
moth09:03:31
i. pervane; güve. moth ball güveden korumak için elbiseler arasına konulan naftalin topu. clothes moth güve, zool. Tinen pellionella paper moth kâğıt biti. moths i., zool. pulkanatlılar. mothy s. güve dolu.
reach09:00:45
(i.) uzatma; uzanma, yetişme; erişme; erim, menzil; etki alanı, alan, görüş sahası; düz uzam; (den.) volta seyrinde zikzaklardan biri. beyond reach, out of reach erişilmez, yetişilmez. within reach erişilebilir.
ileum08:55:04
i. anat. incebağırsağın alt yarısı, kıvrım bağırsak ileac s. bu bağırsağa ait.
sa08:52:02
kıs. South Africa.
crosswordpuzzle08:47:39
çapraz bilmece.
arrive08:45:32
(f). gelmek, vâsıl olmak, varmak, ulaşmak, yetişmek. arrival (i). geliş, varış; gelen kimse.
data08:39:25
(i). (çoğ veya tek) bilgi, malumat, istatistik. data processing (özellikle elektronik makinalarla) bilgi toplayıp lüzumlu yere aktarma işlemi.
escape08:38:45
(f.) kaçmak, firar etmek kurtulmak, paçayı kurtarmak; atlatmak; sızmak;-den çıkmak; gözünden kaçmak; hatırından çıkmak. His name had escaped me. ismi hatırımdan çıkmıştı.
bar08:32:02
(i). çubuk, sırık, kol, kol demiri; mania, engel; bir nehir ağzında veya kıyıya paralel olan uzun kum ve cakıl seti; avukatlık mesleği, baro; mahkemede dinleyicileri hakim, jüri ve avukatlardan ayıran parmaklık; mahkemede sanık kürsüsü; içki satılan veya içilen yer, bar, meyhane, (huk). men"i muhakeme; (müz). ölçü çizgisi; hane armada birbirine paralel iki serit. bar line (müz). öIçü çizgisi. bar of soap sabun kalıbı. admit to the bar baroya kabul etmek. behind bars hapiste, mahpus.
snow08:29:36
i., f. kar; kar gibi şey; kar yağışı; (argo) beyaz zehir, eroin; televizyon ekranında kar fırtınası gibi görünen beyaz lekeler; f. kar yağmak; karla kaplamak; A.B.D., (argo) kusur veya bilgisizliğini örtmek için abartmalı konuşmak. snow blindness kar körlüğü. snow bunting ispinoz; karkuşu, zool. Plectrophenax nivalis. snow job (argo) kandırıcı ve samimi olmayan konuşma. snow line dağda daimi kar sınırı. Snow White Pamuk Prenses. snow under karla kaplamak. be snowed in kardan mahsur kalmak. be snowed under i.,s. çokluğundan kurtulamamak; çok farkla kaybetmek. It is snowing. Kar yağıyor.
like08:10:13
edat, s., i. gibi, benzer; s. birbirine benzer; eşit; i. benzeri. It looks like rain. Yağmur yağacağa benziyor I feel like resting. Canım dinlenmek istiyor. I"ve never seen the like of it k.dili I never saw the likes of it. Benzerini hiç görmedim. Like father like son. Tıpkı babasına benzer. like mad çılgınca, çılgın gibi.
small08:04:59
s., i., z. ufak, ufacık, küçük, mini mini; önemsiz; ahlakça zayıf olan, alçak, soysuz; ince, hafif; kuvvetsiz; adi; az, cuzi; i. ufak şey; az miktar; bir şeyin ince yeri; z. hafif hafif, yavaşça; önemsizce. small arms tabanca gibi ufak silahlar, el silahları. small beer hafif bira; İng. ehemmiyetsiz iş veya kimse. small change bozuk para. small craft küçük gemiler. small fry ufak balıklar; önemsiz kimse veya şeyler; küçük çocuklar. small hours gece yarısından sonraki saatler. small letter küçük harf. small of the back sırtın en dar kısmı. small potatoes A.B.D., (argo) önemsiz kimse veya şey. small talk önemsiz sohbet. small time A.B.D., (argo) önemsiz, ikinci derecede. feel small mahcup olmak. in a small way gösterişsiz şekilde; azıcık. in small numbers azar azar. smallish s. ufakça. smallness i. ufaklık.
popery07:45:20
i., aşağ. papalık sistemi: Katolik kilisesinin usul ve ayinleri.
lovely07:41:42
s. güzel, latif, hoş, sevimli, sevilir. loveliness i. güzellik, sevimlilik.
dander07:40:49
(i)., (k).dili öfke, hiddet. get one"s dander up kızmak, öfkelenmek; kızdırmak.
dog07:18:27
(i). köpek, it; kurt, tilki ve çakal gibi hayvan; bu hayvanların erkeği; k.dili herif, adam; (argo). değersiz ve kötü olan herhangi bir şey; kütükleri tutmak veya kaldırmak için kullanılan demir alet; (argo). çirkin ve sıkıcı kadın; mandal; den palamar gözü; ocagm demir ayağı dogs (i)., (argo). ayaklar. dog collar köpek tasması; dik ve yüksek yaka. dog days yazın en rutubetli ve sıcak sayılı günleri, eyyamı bahur. dog in the manger kendisine yaramayan şeylerin başkaları tarafından alınmasına engel olan bencil kimse. dog Latin uydurma ve hatalı Latince. dog license köpeğin tasma numarası veya kayıt vesikası. dog rose köpek gülü, yabani gül, (bot). Rosa canina dog"s life k.dili tasalı hayat. Dog Star Büyük Köpek burcunda en parlak yıldız, Sirius. dog tag köpeğe takılan madeni kimlik; (A.B.D.)., k.dili askerlerin boyunlarına taktıkları madeni kimlik belgesi. dog tired, dog weary çok yorgun, bitkin. dogs of war harbin kan dökücü ve yıkıcı tarafları. a dead dog köpek leşi; değersiz kimse veya şey. creeping dog"s tooth grass büyük ayrık otu, domuz ayrığı, (bot). Cynodon dactylon die like a dog gebermek, sefil bir şekilde ölmek (dog). eatdog (s). çıkar gözeten. Every dog has his day bak. day go to the dogs mahvol mak, bozulmak, kötü yola düşmek. hot dog sosis Iet sleeping dogs lie işi kurcalamamak, işi oluruna bırakmak. put on the dog (A.B.D.)., k.dili çalım satmak, poz takınmak. rain cats and dogs sel gibi yağmur yağ mak, gökler boşanmak. sea dog fok; gemici throw to the dogs itin önüne atmak, ziyan etmek, israf etmek.
raw07:15:43
(s.), (i.) çiğ, pişmemiş; ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş bükülmemiş, tasfiye olunmamış; olgunlaşmamış; derisi sıyrılmış; soğuk; taze, yeni; acemi, tecrübesiz; (i.), the ile sıyrık. in the raw doğal halde, işlenmemiş; ABD, (k.dili) çıplak. raw deal argo haksız muamele. raw material hammadde. raw silk ham ipek. raw spirits saf ispirto. raw"ish (s.) hamca; oldukça çiğ. rawness (i.) çiğlik; hamlık; sıyrık.
riot07:04:06
i., f. gürültü, patırtı, velvele, şamata, hengâme; kargaşalık; baş kaldlrma,isyan, ayaklanma; cümbüş, eğlenti; f. gürültü etmek; ayaklanmak, isyan etmek. Riot Act eskiden İngiltere"de on iki veya daha fazla kimse isyan çıkarmak maksadıyle toplanıp da dağılma emrine uymayınca onları suçlu tutan kanun; k.h. şiddetli azar. read the riot act azarlamak. riot gun nöbetçilikte veya ayaklananlara karşı kullanllan kısa namlulu tüfek. riot squad toplum polisi ekibi. run riot fig. gemi azıya almak; dal budak salıp her yeri sarmak (bitki).
expensive07:04:01
(s). pahalı, masraflı.
deal07:03:17
(i). çam tahtası, çam kerestesi.
comb07:02:28
(i)., (f). tarak; ibik, tepe, sorguç; ibik gibi şey; petek; dalganın yüksek kısmı; (f). taramak, taranmak; (dalga) tümselip kırılmak comb out taramak, ayırmak.
pent07:01:59
bak. pen. s. kapatılmış. pent up bir yere kapatılmış, hapsedilmiş; kapanık; dışarı vurmayan.
ce07:00:33
(kıs). Chemical Engineer, Church of England, Civil Engineer.
aardvark06:46:46
(i) Güney Afrika"da bulunan ve karınca yiyen bir hayvan.
litter06:15:19
i., f. döküntü, çerçöp yığıntısı; intizamsızlık, karışıklık; kedi veya köpek gibi hayvanın bir defada doğurduğu yavrular; tahtırevan; sedye; hayvanları yatırmak için serilen saman veya kuru ot; f. karmakarışık etmek; doğurmak, bilhassa birden çok yavru doğurmak; ahırda hayvanın altına yataklık ot sermek. litter bag A.B.D çöp torbası. litter down altına yataklık saman yaymak.litter up karmakarışık etmek. be in litter (hayvan) doğum halinde olmak.
blazer06:12:31
i. spor ceket.
cealendar06:06:06
(f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.
fanfare05:53:08
(i)., (müz). nefesli çalgıların hep birden çaldıkları coşkun parça; fanfar.
smart05:09:47
f., i. acımak, acıtmak; pişman olmak; belâsını çekmek, canı yanmak; i. acı, elem, keder; leh. miktar. smart money tazminat; yaralanan asker veya işçilere tazminat olarak verilen para.
typhoon05:08:46
i. şiddetli kasırga.
gold04:47:06
(i.), (s.) altın; altın para; servet, zenginlik; altın rengi, sarı renk; yaldız, dore; (s.) altından yapılmış. gold amalgam civalı altın. gold basis altın esası; piyasanın altın fiyatlarına göre ayarlanışı. gold beater varakçı. gold beetle altın gibi parlayan bir böcek. gold brick argo üşenip işini yapmayan kimse; (k.dili) kıymetli görünen sahte şey. gold clause A.B.D. tahvil karşllığının vadesi gelince altın ile ödenmesi şartını koşan madde. gold digger altın arayıcısı; argo erkeklerden para sızdırmaya çalışan kadın, slang fındıkçı. gold dust altın tozu. gold fever altın madeni arama deliliği, altın humması. gold foil altın varak, ince altın. gold leaf çok ince altın varak. gold mine altın madeni; servet kaynağı. gold rush altına hücum. gold standard para değerinde altını esas tutma usulü, altın esası. gold star mother harpte şehit olan askerin annesi. gold thread kılaptan, sırma tel. gold washer yıkayarak altını kumdan ayıran kimse veya alet. a heart of gold altın kalp, saf ve temiz kalp. old gold kahveren- gine çalan mat sarı renk.
crowbar04:41:29
(i)., (mak). manivela, domuz tırnağı, kol demiri, kazayağı.
Search04:03:43
f., i. araştırmak, aramak; yoklamak, bakmak; dikkatle tetkik ve teftiş etmek, aletle içini muayene etmek; i. arama, araştırma; yoklama, bakma, muayene; teftiş, soruşturma; gemide araştırma yapma. search out araştırıp öğrenmek. search warrant huk. arama emri. in search of aramaya, peşinde. right of search huk. arama hakkı.
photocomposer03:59:41
i., matb. filim ile dizme aleti.
turtle03:59:16
i. kaplumbağa, zool. Testudo. turtle neck balıkçı yaka. green turtle eti lezzetli ve iri yeşil bir deniz kaplumbağası.
drama03:55:19
(i). tiyatro eseri, oyun, piyes; tiyatro edebiyatı, tiyatro sanatı; canlı, duygusal, çarpıcı veya birbiriyle çatışan olaylar dizisi.
horse03:46:47
i. at, beygir; aygır; at familyasından hayvan; süvari birliği; kasa (jimnastik); A.B.D, argo öğrencilerin derslerde gizlice kullandıklan çeviri veya benzeri yardımcı şey; A.B.D, argo eroin. horse bean bakla. horse chestnut atkestanesi, bot. Aesculus hippocastanum. horseless carriage eski otomobil. horse mackerel istavrit; orkinos, tonbalığı. horse opera A.B.D, argo kovboy filmi, kızılderililer veya davar hırsızlanyla ilgili filim. horse sense k.dili sağduyu. a horse of another color tamamıyle farklı bir konu. blood horse saf kan at, soy at. draft horse yük beygiri. gelded horse iğdiş edilmiş at. led horse yedek beygir. light horse hafif süvari askeri. near horse arabanm sol beygiri. off horse arabanın sağ beygiri. put the cart before the horse tersine iş görmek; aksini düşünmek. race horse yarış atı. ride a high horse büyükIük taslamak. straight from the horse"s mouth en yetkili ağızdan öğrenilmiş. To horse! Ata bin! horsy s. ata ait; at yarışlarıyle ilgili; argo iri, kaba saba görünüşlü, at gibi.
belt03:44:34
f. kemer bağlamak; kuşatmak; etrafını çevirmek; kayışla dövmek. belted s. kuşaklı, çemberlenmiş. belting i. kayış; kayış tertibatı.
paradise03:31:03
i. cennet, Aden, cennet bahçesi; cennet gibi yer. fool"s paradise boş emeller üzerine kurulmuş mutluluk.
Father03:29:45
(i). baba, peder; ata, cet, soy, icat eden kimse, bani, pir; (b.h). Cenabı Hak, Allah; (kil)., (b.h). papaz; (çoğ). büyükler, ihtiyarlar. father confessor günah çıkaran papaz. fatherinlaw (i). kayınpeder. father of lies şeytan. Holy Father Papa. the Church Fathers Hıristiyanlığın ilk asırlarındaki dinî metinleri kaleme alan yazarlar. fatherhood (i). babalık sıfatı, babalık. fatherless (s). babasız, yetim. fatherliness (i). babacan tavırlar. fatherly (s)., (z). baba gibi, babacan.
dedicate03:20:29
(f). adamak, tahsis etmek, takdis etmek, vakfetmek; vermek, ithaf etmek. dedicated (s). ithaf olunmuş, verilmiş; tahsis edilmiş. dedica"tion (i). adama, tahsis veya takdis etme, tahsis olunma, ithaf .ded"icato"ry (s). ithaf kabilinden.
stall03:19:40
i. ahır; ahırda tek at için yapılmış bölme; küçük dükkân; hav. hız kaybedip bocalama: Oto. motorun durması; orkestra üyelerinin veya kilise korosunun oturduğu kısmen kapalı yer; araba park edecek yer; yaralı parmak sargısı; k.dili. oyun, düzen.
ben03:19:19
i., z. banağacı, sorkun ağacı, bot. Moringa aptera; bu ağacm tohumu, bu tohumdan çıkanlan ince yağ; iskoç iç oda; z. içinde.
between02:56:47
(edat), z. arada, arasında, aralarında, aralarından; araya; ortada, ortaya. between you and me söz aramızda. few and far between nadiren, seyrek. in between sallantıda.
motorcycle02:55:47
i. motosiklet.
common02:51:45
(s).genel, yaygın, umumi, umuma ait; ortak, müşterek; evrensel; adi, bayağı, kaba; alışılmış, mutat. common carrier para ile yolcu veya yük taşıyan firma. common consent umumun rızası. common divisor (mat). ortak tam bölen. common fraction (mat). bayağı kesir. common gender (gram). hem eril hem dişil. common good kamu yararı. common knowledge bilinen gerçek. common law orf ve âdete dayanan hukuk .common-law marriage resmi nikâhsız beraber yaşama. common man alelade bir kimse. Common Market Ortak Pazar. common multiple (mat). ortak katsayı. common noun cins isim. common or garden variety bayağı, alelade cinsten, sıradan. Common Pleas medeni hukuk davalarına bakan mahkeme. common room umuma mahsus salon. common scold şirret kadın. common sense sağduyu. common stock alelade hisse senetleri .common time (müz). 4/4 lük ölçü. common touch sempatik olma kabiliyeti. the common run orta, vasat. commonly (z). çoğunlukla, çok kere.
well02:50:04
(ünlem) Pekâlâ! Ya! Hayret! Olur şey değil! Sahi ! Eh ! Haydi. I Well, to be sure... Eh olabilir. Well, well ! Vah vah ! Aman efendim ! Hayret ! Well, as I was saying Ha ! Diyordum ki.
letter02:48:56
i., f. harf; mektup, tezkere; çoğ. ilim, edebiyat, bilgi; matbaa harfi, harf çeşidi;harfi harfine anlamı; spor takım üyelerine verilen şeref arması; f. kitap harfiyle yazmak; plan veya haritaya yazı yazmak. letter book eski mektup kopya defteri. letter box mektup kutusu.letter carrier İng. postacı. letter file mektup dosyası. letter of credit akreditif, itibar mektubu. letter of marque savaş zamanında korsan gibi düşman gemilerini avlama yetkisi. letter of recall bir elçiye memleketine dönmesini emreden resmi mektup. letter writer para ile mektup yazan kimse. letters patent berat, imtiyazname, ruhsat, patent. cepital letter büyük harf, majuskül. dead letter hükmü kalmamış kanun; sahibi bulunmayan mektup. man of letters muellif; ilim adamı. night letter gece tarifesine göre gönderilen telgraf. silent letter yazılıp telaffuz olunmayan harf. small letter küçük harf. to the letter harfi harfine.
stubborn02:42:11
s. inatçı, direngen, serkeş, dik başlı; sebatkâr, azimli; sert, çetin, müşkül. stubbornly z. inatla, ayak direyerek. stubbornness i. inatçılık.
orbit02:39:47
i., f. yörünge; çember; anat. göz çukuru; zool. kuşların gözleri etrafındaki deri; f. bir gökcismi etrafında dönmek veya döndürmek; bir yörüngede dönmek. orbital s. gezegen yörüngesine ait; göz çukuruna ait.
sow02:35:12
i. dişi domuz; mad. erimiş maden oluğu; bu olukta yapılan maden külçesi. sow thistle eşek marulu, bot. Sonchus oleraceus.
waves02:16:17
i. A.B.D. donanmasında kadın görevliler.
rainy01:58:38
s. yağmurlu rainy day darda kalınan zaman, sıkıntılı zaman. raininess i. yağmur çokluğu.
farad01:56:54
(i). elektrik kuvvetini ölçmeye mahsus bir ölçü birimi, farad. faradiza"tion (i). (tıb). endüklenmiş elektrik akımiyle tedavi.
pulse01:51:01
i., bot. baklagiller.
refer01:49:09
(f.) vermek, isnat etmek, hamletmek; göndermek, havale etmek, müracaat etmek; işaret etmek, ima etmek; bakmak, danışmak, sormak. referable (s.) havale edilir.
delicious01:36:07
(s). Ieziz, lezzetli, nefis, güzel, tatlı. deliciously (z). nefis bir şekilde.
going01:35:13
(i.), (s.), (f.) gidiş, ayrılış; yolların durumu; (s.) mevcut olan; hareket eden; işleyen; (f.) gelecek zamanı belirten yardımcı fiil: I am going to do this. Bunu yapacağım. goings on (k.dili) olup bitenler, hal ve hareket (çoğu zaman fena anlamda). a going concern başarılı iş veya şirket. It"s going on four o"clock Saat dörde geliyor. There is nothing going on. Hiç bir şey olduğu yok. set the clock going saati kurmak .
waffle01:23:47
i. kalıpla yapılan bir çeşit gözleme. waffle iron ızgara şeklinde gözleme kalıbı.
Whatever01:21:08
zam., s. bütünü, hepsi; k.dili. ne; s. hangi, ne; her hangi, hiç.
residence01:08:01
i. oturma, ikamet; ev, mesken, hane, ikametgâh; yer; ikamet müddeti. declaration of residence ikamet beyannamesi. residence permit ikamet tezkeresi.
city01:07:46
(i). şehir, kent, büyük kasaba; şehir halkı. city block kesişen sokaklarla ayrılan arsa. cityreds şehirde büyümüş. city dump çöplük. city editor gazetede mahalli muhabirleri idare eden müdür. city father ehri yöneten kimse. city manager belediye baskanı. clty planner şehir mimarı. citystate (i). şehir devleti, site Eternal City Roma. Holy City Kudüs.
deal01:03:51
(i). çam tahtası, çam kerestesi.
robust00:48:55
s. sağlam, gürbüz, güçlü, kuvvetli, dinç; kaba. robustly z. kuvvetle. robustness i. kuvvet, zindelik.
rum00:38:26
i. Rum.
wonderful00:33:20
s. hayret verici, harikulade, fevkalade; şaşılacak, garip; k.dili. şahane. wonderfully z. fevkalade olarak; şaşılacak bir şekilde. wonderfulness i. şaşılacak hal; fevkaladelik.
ran00:19:34
(bak.) run.
respect00:09:48
f. hürmet etmek, hürmete lâyık saymak; saygı göstermek; ilgisi olmak. respecter of persons kişilere rütbesine göre değer veren kimse.
face00:08:06
(i). yüz, çehre, surat, sima; küstahlık, cüret; (ticari evrakta yazılı olan) asıl değer;on taraf; (sikke) resimli yüzey; (matb.) yazı;görünüş, üst, düzey, satıh; (mat.) düzey, yüz; (mad.) üzerinde çalışılan tünel duvarı veya sonu. face card resimli iskambil kağıdı. facedown yüz üstü, yüzü koyun .face lifting (tıb.) yüze uygulanan estetik ameliyatı. face to face karşı karşıya, yüz yüze. in the face of karşısında, dikkate alarak, rağmen. fly in the face of karşı gelmek. have the face yüzü tutmak, cüret etmek.Iose face itibarını kaybetmek. make a face yüzünü gözünü buruşturmak. make faces alay ederek yüzünü gözünü tuhaf şekillere sokmak. onthe face of it dış görünüşe göre. pull along face suratını asmak. put a bold face on (zor bir durum) karşısında cesaret göstermek. put a new face on the matter işin şeklini değiştirmek, işe baska cephe kazandırmak. save one"s face kabahatini örtbas etmek.show one"s face meydana çıkmak, kendini göstermek. to my face yüzüme karşı.
fast23:59:30
(f)., (i). oruç tutmak, perhiz etmek; (i).. oruç, perhiz; oruç süresi. fast day oruç günü, perhiz günü. break one"s fast orucu açmak,oruç bozmak, perhiz bozmak; kahvaltı etmek.
man23:56:29
i. (çoğ. men) adam, erkek; erkek cinsi; insan; insan türü; erkek adam; uşak, erkek işçi; biri, bir kimse, şahıs, kişi; satranç veya dama taşı, pul the Man A.B.D., (argo) beyaz adam; yönetim, sistem. man about town tiyatro ve gece kulübüne sıkça giden adam. Man alive! Yahu! Be adam! man and boy hayatı boyunca. man and wife, man and woman kan koca. man Friday köle gibi sadık uşak (Robinson Crusoe"nun kölesi). man in the moon ayın içinde görüldüğü farzolunan hayalt adam . man in the street sokaktaki. adam man of letters edip, yazıcı. man of the house evin erkeği. man of the world halden anlayan adam. man"s estate erkeğin madde ten ve manen olgunlaşması, rüşt. man to man erkek erkeğe, samimi olarak, açıkça. as a man insan gözü ile, insanlık bakımından. as one man birlikte, uyuşarak. be one"s own man müstakil olmak, kendisini idare edebilmek. best man sağdıç. every man jack herkes, son ferde kadar. fellow man hemcins, insan .inner man insanın tinsel varlığı; mide, iştah. play the man erkekçe davranmak. to a man son ferde kadar, hepsi birden.
advance23:55:35
(i). ilerleme, ileri gitme, terakki, terfi; fiyat yükselmesi; avans, öndelik. advances (i)., (çoğ). ilerlemeler; (k).dili açık verme, asılma. advance guard öncü kuvvet. in advance önde, ileride; peşin olarak.
lock23:36:12
i. kilit; silâh çakmağı; güreşte birkaç çeşit yakalama usulü; kilitleme; kilitli şey; yokuşu inerken tekerleği tutan zincir; kanal içinde gemileri bir yüzeyden diğerine yükseltmek veya alçaltmak için kullanılan havuz. lock, stock and barrel baştan başa, tamamen. safety lock maymuncukla kolay kolay açılamayan emniyetli kilit; tüfekte emniyet tertibatı. Yale lock Yale markalı veya ona benzer emniyet kilidi. under lock and key kilit altında.
comb23:25:02
(i)., (f). tarak; ibik, tepe, sorguç; ibik gibi şey; petek; dalganın yüksek kısmı; (f). taramak, taranmak; (dalga) tümselip kırılmak comb out taramak, ayırmak.
clean23:20:15
(f). temizlemek, yıkamak, antmak; temizlenmek, paklanmak. clean out çöp boşaltmak; (k.dili). terk etmek; silip supürmek, parasız bırakmak. clean up tam temizlemek; (argo). çok para kazanmak; bitirmek; galip gelmek.
beach23:11:59
(i)., (f). kumsal, plaj, sahil; (f)., den karaya çekmek, sahile çekmek (gemiyi). beach buggy A.B.D. kum üzerinde sürülmeye elverişli çok büyük lastikli spor araba. beachcomber (i). hayatını sahillerden topladığı enkaz ile kazanan kimse; okyanustan sahile vuran büyük dalga. beach flea kumsallarda rastlanan birkaç çeşit sıçrayan yengeç cinsi küçük hayvan. beachhead (i)., ask. çıkarma yapılan sahil. beach wagon A.B.D., (bak). station wagon on the beach işsiz; karada vazifeli (denizci); kızağa çekilmiş.
draw23:09:15
(i). çekme, çekiş; silâh çekme; çekilen bir şey (kur"a gibi); ilgi çeken herhangi bir şey; berabere kalma, berabere biten oyun (satranç, dama); (A.B.D). dik yamaçlı ve derin vadi; bir köprünün açılan kısmı. beat to the draw önce davranmak.
association23:08:01
(i). kurum, cemiyet; arkadaşlık, birlik; şirket association football (ing). futbol. association of ideas çagrışım.
present23:08:01
s. şimdiki; hazır, mevcut; gram. şimdiki zamanı gösteren. in the present case bu durumda; gram. şimdiki zaman kipinde. the present writer bu yazıyı yazan, imza sahibi. the present worth of şimdiki değeri.
mild23:02:17
s. kibar, nazik; yumuşak, zarif; ılımlı; hafif. mildly z. kibarca; biraz. mildness i. nezaket; ılımlılık.
plank22:58:29
i. kalın tahta, döşemelik tahta; dayanak, destek; parti programında madde. walk the plank geminin yan tarafından uzanan kalasın üzerinden suya düşüp bozulmak.
testis22:56:24
(i.) (çoğ. testes) anat. erbezi, testis, husye, taşak, haya.
RUN22:55:18
i. koşuş; koşu; koşma, seğirtme; koşulan veya gidilen mesafe; kısa gezi; tutulan yol; serbest giriş veya kullanım hakkı; seri, tekrar; oynama süresi, gösterim süresi; gidişat, eğilim; işleme süresi; parti, bir seferlik verim; uzantı; kaçık (çorap); akış; çay, dere; sürü halinde göç; (bir hayvanın) yaşadığı yer; kümes bahçesi; kayma yokuşu; bankadan toplu talep; hücum; müz., nağmeleme, sesgeçidi; (beysbol) tur, sayı; maden damarı; hedefe yaklaşma. a run of luck şans zinciri. the general run çoğunluk, büyük kısım. a run for one"s money şiddetli rekabetle karşılaşma; semere. have the run of girme izni olmak. in the long run zamanla, en sonunda. on the run acele; kaçmakta; geri çekilmekte; koşarken.
minestrone22:49:55
i. et ve sebze karışık koyu bir italyan çorbası.
beautiful22:29:17
(s). güzel, latif, hoş, zarif. beautifully (z). güzel bir şekilde.
kiss22:28:37
f., i. öpmek; hafifçe dokunmak; bilardoda hafifçe dokunacak surette bilyelere vurmak; i. öpuş öpücük, buse; hafif temas; çok hafif bir çeşit bonbon. kiss and be friends barışmak. kiss away the hurt ağrıyı öpücükle geçirmek. kiss the book Kitabl Mukaddesi öperek ant içmek, kitaba el basmak. kiss the dust boyun eğmek, mağlup olmak; vurulup ölmek. kissable s. öpülmeye değer, öpülür. kissing bug insanın yanak veya dudağını ısıran zehirli bir böcek, zool. Reduvius personatus; kan emen böcek.
milch22:25:27
s. süt veren, sağmal. milch cow sağmal inek.
anal22:23:44
(s)., (anat) anusa ait, anal, makatla ilgili.
weather22:22:45
f. havaya göstermek; hava tesiriyle değişmek; atlatmak, savuşturmak, geçiştirmek; (çatıya) meyil vermek; den. rüzgar istikametinden geçmek; hava tesirlerine karşı dayanmak. weathering i. hava etkisiyle meydana gelen değişiklik.
turkish22:22:07
i., s. Türkçe; s. Türk; Türkçe. Turkish bath alaturka hamam. Turkish carpet Türk halısı. Turkish delight lokum, lâtilokum. Turkish pound Türk lirası. Turkish tobacco Türk tütünü. Turkish towel havlu.
bee22:21:50
(kıs).Bachelor of Electrical Engineering elektrik mühendisine verilen üniversite diploması.
macaroon22:18:13
i. acıbadem kurabiyesi.
finish22:05:28
(f)., (i). bitirmek, sona erdirmek; tamamlamak, ikmal etmek; terbiye etmek; mahvetmek; telef etmek, yıkmak; (k).dili yok etmek; bitmek, sona ermek, nihayet bulmak; (i). nihayet, son; en mükemmel durum, son iş, cila, rötuş. finish off veya up bitirmek. finish with ilişkiyi kesmek. finishing school genç kızları toplum hayatı için hazırlayan özel okul. fight to a finish sonuna kadar mücadele etmek. in at the finish sonunda iştirak eden.
adam21:53:33
(i). Adem; bir erkek adı. Adam"s apple (bak). apple. not to know one from Adam tanıyamamak the old Adam insanların günah işlemeye olan tabii eğilimi.
brunette21:47:04
i. s. esmer kız veya kadın; s. esmer.
private21:46:04
s., i. özel, hususi, kişisel; gizli, mahrem; gayri resmi; i., ask. nefer, er, asker; çoğ. edep yerleri. in private mahrem olarak, özel bir şekilde. privateness i. mahremlik, özellik, gizlilik. private car özel araba. private detective özel detektif. private enterprise özel girişim, özel sektör. private life özel hayat. private ownership özel iyelik. private property özel mülk, özelge. private school özel okul.
data21:38:12
(i). (çoğ veya tek) bilgi, malumat, istatistik. data processing (özellikle elektronik makinalarla) bilgi toplayıp lüzumlu yere aktarma işlemi.
sold21:37:47
bak. sell.
pussy21:37:46
s. cerahat dolu.
bulb21:37:38
i. çiçek soğanı, soğan; ampul, elektrik lambası. bulba"ceous s. soğanı olan, soğan gibi kök veren. bulbif"erous s. soğan gibi kök veren bulbous s. soğan gibi kökü olan, soğan şeklinde olan.
scrabble21:37:37
f., i. tırmalamak, tırmalanmak; düzensiz bir şeyler yazmak, karalamak; up( ile) acele ile toplamak; i. tırmıklama, tırmalama; acele toplama; karalama; üzerinde harfler basılı küçük ve yassı tahta karelerle oynanan kelime bulmacası; seyrek çalılık.
monday21:34:10
i. pazartesi.
cunt21:19:56
(i)., kaba, coarse am; sikişme
g21:13:05
,g i ingiliz alfabesinin yedinci harfi; miiz sol notasl; argo bin dolar; yerçekimi birimi G clef sol anahtam G flat sol bemol G minor sol minor G sharp müz sol diyez Gstring i kemanda sol teli, kemamn en pes teli; kdili dansözlerin kullandlgı ve belin etrafına dolanmış bir kemerle tutu lan küçük örtü, key of G sol perdesi G kls George, German gravity, g kls genitive gram gulf Ga kls Georgia GA, G /A, ga kls general average
stalemate21:11:55
i., f. satranç oyununda şahın kiş denmemiş fakat nereye oynarsa kiş denecek vaziyette olması, pata; iki taraftan her biri kımıldanamaz halde olma; faaliyetsizlik; f. satrançta şah demeden hareket edemez hale getirmek; kımıldanamaz hale koymak.
merry20:59:53
s. şen, keyifli, neşeli, canlı; neşe verici, keyiflendirici. make merry cümbüş yapmak, eğlenmek. merrily z. neşeyle, merriness i. neşe, keyif.
leaf20:58:44
(i.) (çoğ. leaves) (f.) yaprak, varak; tütün veya çay yaprağı; ince madeni varak; açılıp kapanan masanın eğreti tahtası; (f.) yaprak vermek, yapraklanmak. leaf blight yapraklara arız olan hastalık. leaf bud yaprak tomurcuğu. leaf mold yaprak gübresi, yaprak çürüğü. leaf spring (oto.) yaprak yay. leaf stalk yaprak sapı. in leaf yapraklanmış. take a leaf out of a person"s book birini taklit etmek. turn over a new leaf hayatını daha iyi bir yola koymak, yeniden başlamak. leaf through kitaba göz gezdirmek. leafiness (i.) çok yapraklı olma. leafy (s.) yaprağı çok, yapraklı.
damn20:53:50
(f)., (i). lanet etmek, takbih etmek; sövmek, Iânet okumak, beddua etmek; (i). Iânet. Damn!, Damn itl, Damn himl Allah belâsını versin. I damning evidence mahkum edici delil. damn with faint praise istemeyerek ve zorla birisini methetmek. damyankee (i)., (aşağ)., (A.B.D). Güney eyaletlerinde Kuzey eyaletlerinden bir kimse. He doesn"t give a damn. Ona vız gelir. Aldırmaz. iplemez. I"ll be damnedl Hay kör şeytanl Olur şey değill damnable (s). melun, Iânetli.