Son Arananlar

brazil04:12:58
i. Brezilya. Brazil nut Brezilya kestanesi. Brazilian i., s. Brezilyalı; s. Brezilya ile ilgili.
h04:11:41
(kıs.) hydrogen, (elek.) Henry; (fiz.) manyetik alanın kuvveti; toplu ısı; argo eroin.
donkey04:10:14
(i). eşek, merkep; eşek adam, akılsız veya inatçı kimse. donkey engine (mak). donki makinası, küçük yardımcı buhar makinası.
quiz04:07:13
i., f. (-zed, -zing) küçük imtihan; sorgu; alay, eğlence; acayip kimse; çok soru soran kimse; eşek şakası; f. sorguya çekmek; imtihan etmek; İng. alay etmek. quiz program radyoda bilgi yarışması. quizzing glass tek camlı gözlük, monokl.
top04:00:00
i. topaç. sleep like a top külçe gibi uyumak.
eta03:56:47
(i.) Yunan alfabesinin yedinci harfi, ita.
smart03:47:17
f., i. acımak, acıtmak; pişman olmak; belâsını çekmek, canı yanmak; i. acı, elem, keder; leh. miktar. smart money tazminat; yaralanan asker veya işçilere tazminat olarak verilen para.
cryo03:42:11
önek soğuk.
gimlet03:40:09
i. burgu, delgi, matkap.
mum03:22:16
i. bir çeşit sert ve tatlı bira.
kiss03:19:51
f., i. öpmek; hafifçe dokunmak; bilardoda hafifçe dokunacak surette bilyelere vurmak; i. öpuş öpücük, buse; hafif temas; çok hafif bir çeşit bonbon. kiss and be friends barışmak. kiss away the hurt ağrıyı öpücükle geçirmek. kiss the book Kitabl Mukaddesi öperek ant içmek, kitaba el basmak. kiss the dust boyun eğmek, mağlup olmak; vurulup ölmek. kissable s. öpülmeye değer, öpülür. kissing bug insanın yanak veya dudağını ısıran zehirli bir böcek, zool. Reduvius personatus; kan emen böcek.
RINGER03:19:38
i. halka oyununda kazığa geçen halka; bir şeyin etrafını halka gibi saran şey.
shoe03:17:48
(i)., (f). (shod, shoeing) ayakkabı, kundura, pabuç; nal; lenger pabucu; tekerlek pabucu; otomobilin dış lastiği; frenin tekerleğe bastığı yer; (f). ayakkabı giydirmek; nallamak, nal çakmak; altına pabuç gibi şey koymak. shoe button ayakkabı düğmesi shoe leather kunduralık kösele. be in another"s shoes başkasının yerinde olmak. where the shoe pinches insanın dertli olduğu husus, hassas nokta; asıl dert. shoe"less (s). yalınayak.
again03:16:39
(z). tekrar, yine, bir daha; bundan başka. as much again bir misli daha. now and again ara sıra, zaman zaman, bazen. tirne and again tekrar tekrar, defaatle.
aardvark03:15:35
(i) Güney Afrika"da bulunan ve karınca yiyen bir hayvan.
ail03:15:07
(f). rahatsız olmak, hasta olmak; sıkıntı vermek, taciz etmek, rahatsız etmek. ailing (s). keyifsiz, rahatsız, hasta ailment (i). rahatsızlık , hastalık.
exactly03:01:04
(z.) tam, tamam, tamamen, aynen, kesin olarak.
typhoon02:51:27
i. şiddetli kasırga.
wonderful02:50:01
s. hayret verici, harikulade, fevkalade; şaşılacak, garip; k.dili. şahane. wonderfully z. fevkalade olarak; şaşılacak bir şekilde. wonderfulness i. şaşılacak hal; fevkaladelik.
cp02:49:45
(kıs). compare.
fanfare02:48:45
(i)., (müz). nefesli çalgıların hep birden çaldıkları coşkun parça; fanfar.
mine02:47:43
i. maden, maden ocağı; lağım; hazine, memba; ask. mayın, sabit torpil. mine detector mayın detektörü.
rapacious02:41:24
(s.) yırtıcı; haris, açgözlü, doymak bilmez; zorba. rapaciously (z.) zorbalıkla; açgözlülükle. rapacity, rapaciousness (i.) açgözlülük, zorbalık.
vat02:22:24
i. f. tekne, fıçı; gerdel; boya fıçısı; sarnıç; f. tekneye koymak; teknede ıslatmak.
is02:16:02
(bak.) be; as is (tic.) şimdiki haliyle, olduğu gibi.
ATTACK02:13:05
(f)., (i). hücum etmek, saldırmak, vurmak, basmak, tecavüz etmek; laf atmak, aleyhinde söylemek; işe koyulmak; tutmak, isabet etmek; (i). saldırı, hücum; (tıb) yakalanma , tutulma, nöbet; birbirinin aleyhinde söyleme; işe koyulma; (müz). bir notaya başlama tarzı.
infinite02:12:33
s., i. hudutsuz, nihayetsiz, sonsuz; bitmez, tükenmez, sayıya gelmez; pek çok; külli; mutlak; i. sonsuz saha, sonsuzluk. Infinite Being Sonsuz Varlık, Cenabı Hak. infinite pains sonsuz gayret. infinite time ebediyet. infinitely z. son derecede.
wold02:11:48
i. yayla, bozkır.
lovely01:57:59
s. güzel, latif, hoş, sevimli, sevilir. loveliness i. güzellik, sevimlilik.
trident01:52:11
i., s. üç dişli gladyatör mızrağı; üçlü çatalı olan balık zıpkını; Neptünün sembolü; s. üç çatallı mızrak gibi, üç çatallı.
babism01:50:53
(i). Babilik.
FOX01:44:53
(f). aldatmak, hile yapmak; sarhoş etmek; (kitap yapraklarının kenarlarını) kırmızıya boyamak; ekşitmek (bira).
slut01:35:57
i. pasaklı ve pis kadın; sürtük kadın; dişi köpek. sluttish s. pasaklı. sluttishly z. sürtük bir halde. sluttishness i. sürtüklük.
ce01:35:54
(kıs). Chemical Engineer, Church of England, Civil Engineer.
capital01:35:15
(i)., (s). başşehir, başkent; büyük harf, majüskül; mal. sermaye, anamal, kapital; sütun başı; (s). sermayeye ait; belli başlı, baş, ana, önemli; mükemmel, kusursuz. make capital of kendi çıkarına kullanmak, istismar etmek. capital account sermaye hesabı. capital assets sabit sermaye. capital crime cezası ölüm olan suç. capital dividend sermaye karı. capital expenditure sabit sermayeye yapılan ilaveler. capital levy sermaye vergisi. capital punishment ölüm cezası. capital stock esas sermaye hisse senedi. working capital döner sermaye.
engagement01:25:11
i. meşguliyet; nişanlanma; randevu; rehin; söz; vaat, taahhüt; çarpışma, dövüşme; belirli bir süre için ücretli iş; mülâkat; çoğ. borçlar. engagement ring nişan yüzüğü, alyans.
centrifugal01:21:55
(s). merkezkaç, santrifuj; merkezkaç kuvvetle idare edilen. centrifugal casting savurma döküm. centrifugal filter santrifuj filtre.centrifugal force merkezkaç kuvveti. centrifugally (z). merkezden uzaklaşarak.
HOT01:21:33
s. (-ter, -test) sıcak, kızgın; acı, yakıcı (biber vb); şiddetli, sert, hararetli; hiddetli; yüksek gerilimli akım taşıyan (tel); tehlikeli miktarda radyoaktivite ihtiva eden; yakın; yeni, taze (haber vb); polisçe aranmakta olan; kızışmış, şehvetli; A.B.D, argo çalınmış veya kaçak (mal); müz.,, argo heyecanla ve irticalen çalınan. hot air argo boş laf, martaval, atmasyon; abartma. hot dog k.dili sosis, sosisli sandviç. hot line direkt telefon hattı. (özellikle devlet başkanları arasında); her zaman cevap veren imdat te lefonu; dinleyicilerden gelen telefon konuş- malannı ihtiva eden radyo programı. hot pants çok kısa kadın şortu. hot plate portatif soba; sıcak yemek. hot pot İng. güveç. hot rod A.B.D., argo hızlı gidebilecek şekilde yenilenmiş otomobil. hot seat A.B.D., argo elektrikli sandalye; sıkıcı durum. hot spring kaplıca. biow hot and cold hem lehinde hem aleyhinde bulunmak. get hot ısınmak; kızmak, öfkelenmek. get into hot water başını belaya sokmak. make it hot for one bir kimseyi rahatsız etmek, sıkıştırmak. sell like hot cakes kapışılmak. hotly z. heyecanla, ateşli olarak.
cross01:20:47
(f). çaprazlamak; karşıdan karşıya geçmek; geçirmek; (bot)., (zool). türleri ayrı olan hayvan veya çiçekleri çiftleştirip melez çeşitler elde etmek; karşı gelmek; türleri karışmak; haç işareti yapmak; üstüne çizgi çizmek. crossed in love aşkta bedbaht olmuş. Cross my heart. Vallahi I Yemin ederim ki... cross oneself istavroz çıkarmak. cross one"s arms kollarını kavuşturmak. cross one"s fingers iyi şans dilemek. cross one"s legs ayak ayak üstüne atmak. cross one"s mind hatırına gelmek, aklıhdan geçmek. cross out karalamak, bozmak, silmek (yazı). cross someone"s palm bahşiş vermek; falcıya para vermek. cross swords with... ile çekişmek, kavga etmek. cross up işini bozmak, atlatmak; hıyanet etmek.
milk01:20:17
i. süt. milk fever tıb. loğusa kadınlarda sütün gelişi ile meydana gelen hafif ateş. milk leg filibit. milk of human kindness insanın tabii şefkati. milk of magnesia İngiliz tuzu karışımı, bir çeşit müshil. milk run (argo) tehlikesiz uçuş (bomba uçakları), mutat uçuş. milk shake dondurma ve şurupla kanştırılıp çalkalanmış süt. milk snake kemirgenlerle beslenen zehirsiz bir yılan, zool. Lampropeltis doliata. milksugar laktoz. milk teeth süt dişleri. milk vein anat. süt damarı.
crew01:19:31
(i). tayfa, mürettebat; takım; güruh, sürü, kitle, kalabalık. crew cut (ABD). alabrost ıraş, asker tıraşı. crew neck yakasız ve boynu saran gömlek ve süveter tipi. a motley crew karışık bir grup, güruh.
steam01:16:11
i. buhar, islim, buğu, istim; k.dili. kuvvet, şiddet, enerji; k.dili. hidde.t steam boiler buhar kazanı. steam engine buhar makinası; lokomotif. steam hammer buharlı varyos .steam heat buharlı kalorifer sistemi. steam shovel istimli ekskavatör. steam table lokantada yemekleri sıcak tutan buharlı tezgâh. steam turbine buharlı turbin. at full steam, full steam ahead son hızla, büyük bir güçle. blow off steam, let off steam islim salıvermek; hiddetlenip içini dökmek. dry steam kuru buhar get up steam bir teşebbüs için kuvvetini toplamak. work off steam islim salıvermek; birikmiş enerjiyi sarfetmek.
russia01:16:09
i. Rusya.
rainfall01:15:57
i. yağış miktarı; sağanak.
wedding01:13:18
i. nikâh, evlenme merasimi, düğün; evlilik yıldönümü. wedding cake düğün pastası. wedding ring nikah yüzüğü. golden wedding evliliğin ellinci yıldönümü. silver wedding evliliğin yirmi beşinci yıldonumü.
penthouse01:13:11
i. çatı katı, çekme kat; sundurma, önü açık ve bir tarafı duvara yapışık meyilli çatı.
f01:03:43
(kıs). feminine, fine, fluid, folio, following, franc, frequency.
dedicate00:53:36
(f). adamak, tahsis etmek, takdis etmek, vakfetmek; vermek, ithaf etmek. dedicated (s). ithaf olunmuş, verilmiş; tahsis edilmiş. dedica"tion (i). adama, tahsis veya takdis etme, tahsis olunma, ithaf .ded"icato"ry (s). ithaf kabilinden.
crow00:53:21
(f). horoz gibi ötmek; sevinçle haykırmak; övünmek, atmak.
agony00:52:39
(i). can çekişme: şiddetli Istırap; şiddetli heyecan; sert mücadele.
norway00:51:00
(i.) Norveç.
residence00:49:34
i. oturma, ikamet; ev, mesken, hane, ikametgâh; yer; ikamet müddeti. declaration of residence ikamet beyannamesi. residence permit ikamet tezkeresi.
well00:46:27
(ünlem) Pekâlâ! Ya! Hayret! Olur şey değil! Sahi ! Eh ! Haydi. I Well, to be sure... Eh olabilir. Well, well ! Vah vah ! Aman efendim ! Hayret ! Well, as I was saying Ha ! Diyordum ki.
a la king00:20:36
beyaz sosta pişmiş
finish00:20:28
(f)., (i). bitirmek, sona erdirmek; tamamlamak, ikmal etmek; terbiye etmek; mahvetmek; telef etmek, yıkmak; (k).dili yok etmek; bitmek, sona ermek, nihayet bulmak; (i). nihayet, son; en mükemmel durum, son iş, cila, rötuş. finish off veya up bitirmek. finish with ilişkiyi kesmek. finishing school genç kızları toplum hayatı için hazırlayan özel okul. fight to a finish sonuna kadar mücadele etmek. in at the finish sonunda iştirak eden.
nee00:20:16
s. evlenmeden evvelki soyadıyle.
twine00:18:38
i., f. sicim; sarma; sarılış; ipliğin karışıp dolaşması; f. bükmek, sarmak; sarılmak, çöreklenmek.
athens00:14:41
(i).atina şehri.athenian (s).,(i).atinalı.
angry00:11:24
(s). öfkeli, hiddetli, kızgın, gücenmiş , darılmış; (tıb). kızarmış, kabarmış; sinirli, titiz. angry about a thing bir meseleden dolayı darılmış. angry with a person bir kimseye gücenmiş. angrily (z). hiddetle, gazapla, öfkeyle.
rum00:11:23
i. Rum.
trip00:10:37
i. kısa seyahat veya yolculuk; tur; sürçme, çelme, ayak takılması; seğirtme; mak. kastanyola, durdurucu tertibat; hata, yanlış; (argo) uyuşturucu madde kullanma ve bunun tesiri. trip hammer otomatik demir çekici. round trip gidiş dönüş. take a trip seyahat etmek; (argo) uyuşturucu madde kullanmak.
up23:57:49
f. (-upped, -upping) yükseltmek; k.dili. vermek. The girl up and slapped him Kız onu tokatlayıverdi.
private23:55:40
s., i. özel, hususi, kişisel; gizli, mahrem; gayri resmi; i., ask. nefer, er, asker; çoğ. edep yerleri. in private mahrem olarak, özel bir şekilde. privateness i. mahremlik, özellik, gizlilik. private car özel araba. private detective özel detektif. private enterprise özel girişim, özel sektör. private life özel hayat. private ownership özel iyelik. private property özel mülk, özelge. private school özel okul.
sold23:47:48
bak. sell.
AM23:44:56
(f). -im.
power23:41:15
i. yetenek, kabiliyet; iktidar, kuvvet, kudret, güç; hüküm; etki, tesir, hakimiyet, nüfuz, yetki, salâhiyet; fiz. erk, erke; devlet, hükümet; huk. bir başkası adına herhangi bir işi yapma yetkisi, vekâlet, ve kâletname; melaike; mat. üs, bir sayının kendisiyle çarpılmasıyle meydana gelen sayı; makinanın işleme kabiliyeti, güç, takat; merceğin büyütme yeteneği. kuvvet power boat motorla işleyen vapur veya gemi. power lathe torna makinası. power of attorney vekâletname. power of life and death idam etme veya af yetkisi. power over a person bir kimseye hükmünü geçirebilme kuvveti. power plant elektrik santralı. power point İng. duvar fişi. power politics kuvvet politikası. power structure yetkili ve kuvvetli olan grup. power tool motorlu aygıt. come into power iş başına geçmek; iktidar mevkiine geçmek. electric power elektrik kuvveti. party in power iktidar partisi. raise to the tenth power mat. onuncu üse çıkarmak. the powers that be başta olanlar, yetkili şahıslar. water power su kuvveti. It is beyond my power. Elimde değil. More power to him. Allah gücünü artırsın. Tebrikler!
data23:36:50
(i). (çoğ veya tek) bilgi, malumat, istatistik. data processing (özellikle elektronik makinalarla) bilgi toplayıp lüzumlu yere aktarma işlemi.
starfish23:33:13
i. beşparmak, denizyıldızı.
stubborn23:19:00
s. inatçı, direngen, serkeş, dik başlı; sebatkâr, azimli; sert, çetin, müşkül. stubbornly z. inatla, ayak direyerek. stubbornness i. inatçılık.
t23:16:57
(kıs.) tablespoon territory, Testament, Tuesday, Turkish.
revolution23:10:01
i. dönme, devir; bir cismin bir merkez etrafında dönmesi; bir gezegenin güneş etrafında dönmesi; devir süresi, devre; inkılâp, devrim, fikir devrimi, hal ve kıyafetlerin değişmesi; devlet yönetiminin tamamen değiştirilmesi; ihtilâl, isyan. revolutionism i. devrim taraftarlığı. revolutionist i. devrimci, inkılâpçı. revolutionize f. tamamen değiştirmek.
stalemate22:53:41
i., f. satranç oyununda şahın kiş denmemiş fakat nereye oynarsa kiş denecek vaziyette olması, pata; iki taraftan her biri kımıldanamaz halde olma; faaliyetsizlik; f. satrançta şah demeden hareket edemez hale getirmek; kımıldanamaz hale koymak.
base22:50:12
(i). kaide, temel, esas, taban, dip; (bot). sap dibi; zool. bir uzvun gövdeye bitiştiği noktaya en yakın kısmı; spor depart; ask. üs; kim alkali, (baz). baseball (i). beysbol. baseboard (i). süpürgelik, döşemenin kenar tahtalan. baseburner (i). yakıtı otomatik olarak dolan soba. base hospital askeri hastane (gezici olmayan). base line öIçmek için esas tutulan çizgi veya miktar; spor saha kenarı. base of a column (i)., (mim). pabuç (sütun).base of operations hareket üssü. off base A.B.D., (argo) yanlış yolda.
yes22:49:50
z., i. (çoğ. -es, -ses) evet, hay hay; hatta, bile; i. olumlu cevap. yes man k.dili. kavuk sallayan kimse, evet efendimci.
cacodyl22:28:16
(i). pis kokulu ve zehirli bir kimyasal karışım, kakodil.
dull22:20:00
(s)., (f). ağır, kafası işlemez, kalın kafalı, gabi; alık, anlayışsız; duygusuz, hissiz, vurdumduymaz; kesat, durgun; sıkıcı, kasvetli; kor, kesmez; donuk, sönük, canlı ve parlak olmayan (renk); (f). körletmek, körlenmek; donuklaştırmak; donuklaşmak; sersemletmek . dullard (i). ahmak kimse. dullish (s). donuk; ahmak. dullness (i). sıkıntı, kasvet; körlük, kesmezlik. dully (z). ahmakça; sönük bir şekilde.
do22:17:36
(i)., (müz). bir gamın birinci ve son notası.
pleasant22:14:30
s. hoş, güzel latif, gökçe, tatlı, memnuniyet verici. pleasantly z. hoşa gider bir şekilde. pleasantness i. memnuniyet verici oluş, hoşa gitme.
father22:12:58
(i). baba, peder; ata, cet, soy, icat eden kimse, bani, pir; (b.h). Cenabı Hak, Allah; (kil)., (b.h). papaz; (çoğ). büyükler, ihtiyarlar. father confessor günah çıkaran papaz. fatherinlaw (i). kayınpeder. father of lies şeytan. Holy Father Papa. the Church Fathers Hıristiyanlığın ilk asırlarındaki dinî metinleri kaleme alan yazarlar. fatherhood (i). babalık sıfatı, babalık. fatherless (s). babasız, yetim. fatherliness (i). babacan tavırlar. fatherly (s)., (z). baba gibi, babacan.
all22:10:57
(s). bütün, hep; her. all clear tehlike geçti işareti. all fours dört ayak. all hands (den). herkes. all his life butun ömrünce, hayatı boyunca. all-inclusive (s). herşey dahil. all night bütün gece. all the others ötekilerin hepsi, diğerleri. all the same ne olursa olsun. for all ı know bana kalırsa. for all the world ne pahasına olursa olsun, dünyada, tıpkı, aynen.I am all in.Bitkin bir haldeyim. with all speed bütün hızı ile. (Not; Harf-i tarif veya iyelik veyahut da işaret zamiri all ile kullanıldığında all ile isim arasına konulur; all the rest, all his life, all these days.)
tetherball21:56:05
(i.) bir direğin ucuna uzun bir iple bağlı top ile oynanan oyun.
delicious21:52:52
(s). Ieziz, lezzetli, nefis, güzel, tatlı. deliciously (z). nefis bir şekilde.
plane21:50:02
i., plane tree çınar, bot. Platanus.
SEND21:48:24
f., i. dalga kuvvetiyle hareket etmek; i. dalga kuvveti, dalga itilimi.
fat21:46:43
(s). (ter, test) (i). şişman, slang şişko; semiz, yağlı; bol ve iyi; bereketli; kârlı; dolgun;kalın; (i). yağ; bereketli ürün; semizlik. fat cat (A.B.D)., argo zengin adam; seçim öncesi partisine maddi yardımda bulunan kimse. a fatchance (A.B.D)., argo çok zayıf bir ihtimal,imkânsızlık. fathead (i). aptal kimse. fat lime halis kireç, kolay sönen kireç. fatwitted (s). ahmak. chew the fat argo konuşmak. Iive off the fat of the land her şeyin iyisiyle geçinmek. The fat is the fire. Kıyamet kopacak. iş patlak verecek. kill the fatted calf samimi karşılamak (uzun bir ayrılıktan sonra dönen kimseyi).
ordinary21:43:46
s., i. adi, alışılmış, alelade, bayağı, usule göre; huk. doğal, tabii (hak); i. alışılmış şey; Katolik kilisesinde ayinin değişmez kısmı. ordinarily z. genellikle, çoğunlukla. ordinariness i. bayağılık. out of the ordinary adi olmayan, olağan dışı.
nut21:28:37
(i.), (f.) (ted, ting) fındık ve ceviz gibi sert kabuklu yemiş; (mak.) vida somunu; ABD, argo çatlak kimse; argo kafa, baş; (f.) ceviz veya fındık toplamak. nutbrown (s.) fındık veya kestane renginde. nut coal ceviz iriliğinde madenkömürü. nut grove fındıklık. Nutsl ünlem, argo İllallah ! be nuts on argo çok sevmek, delicesine sevmek. hard nut to crack müşkül mesele, çatallı iş, çetin iş; idaresi güç kimse. off one"s nut kaçık, deli. pistachio nut şamfıstığı.,
down21:22:36
(i). ince kuş tüyü, yonda; ince tüy, ayva tüyü, hav.
waves21:22:22
i. A.B.D. donanmasında kadın görevliler.
present21:20:59
s. şimdiki; hazır, mevcut; gram. şimdiki zamanı gösteren. in the present case bu durumda; gram. şimdiki zaman kipinde. the present writer bu yazıyı yazan, imza sahibi. the present worth of şimdiki değeri.
going21:14:33
(i.), (s.), (f.) gidiş, ayrılış; yolların durumu; (s.) mevcut olan; hareket eden; işleyen; (f.) gelecek zamanı belirten yardımcı fiil: I am going to do this. Bunu yapacağım. goings on (k.dili) olup bitenler, hal ve hareket (çoğu zaman fena anlamda). a going concern başarılı iş veya şirket. It"s going on four o"clock Saat dörde geliyor. There is nothing going on. Hiç bir şey olduğu yok. set the clock going saati kurmak .
tune21:13:12
i., f. beste, hava, nağme; ahenk, düzen; akort; hal, mizaç; f. akort etmek, ahenk vermek; ahenkle çalmak; düzen vermek; ahenkli olmak, sesi uymak. tune down sesi bastırmak. tune in belirli bir istasyonu açmak. tune out istasyonu düzeltmek. tune up salgıları akort etmek; ayarlamak. change one"s tune ağız değiştirmek. in tune akortlu. out of tune akortsuz; ahenksiz, düzensiz. to the tune of bestesiyle; meblağına kadar.
hour21:13:07
i. saat; vakit zaman; bir saatiik yol; astr. ekvatorda on beş derecelik mesafe. hour circle astr. gök kutuplarından geçen büyük daire, saat dairesi. hour hand akrep (saat). after hours çalışma saatlerinden sonraki zaman. an idle hour boş vakit. at the eleventh hour geç vakitte, son dakikada. eighthour day sekiz saatlik iş günü. hero of the hour günün kahramanı. His hour has come Ceza veya mükafat saati gelmiştir. in an evil hour uğursuz saatte. keep good hours vaktinde eve gelmek; erken yatmak. long hours uzun çalışma saatleri. office hours çalışma saatleri, mesai saatleri. on the hour tam vaktinde; saat başında. sidereal hour yıldız hareketiyle tayin olunan saat. the question of the hour günün meselesi. the small hours gece yarısından sonraki ilk saatler.
craft21:11:55
(i). zanaat, el sanatı; esnaf; hüner, meleke, marifet, meslek; desise, hile, şeytanlık; (den). tekne, gemi gemiler. craft union bir iş dalında çalışanların kurdukları sendika.
raw21:04:07
(s.), (i.) çiğ, pişmemiş; ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş bükülmemiş, tasfiye olunmamış; olgunlaşmamış; derisi sıyrılmış; soğuk; taze, yeni; acemi, tecrübesiz; (i.), the ile sıyrık. in the raw doğal halde, işlenmemiş; ABD, (k.dili) çıplak. raw deal argo haksız muamele. raw material hammadde. raw silk ham ipek. raw spirits saf ispirto. raw"ish (s.) hamca; oldukça çiğ. rawness (i.) çiğlik; hamlık; sıyrık.
who21:03:48
kıs. World Health Organization Dünya Sağlık Teşkilâtı.
welcome20:54:04
f., i., s.,(ünlem) iyi karşılamak, memnuniyetle karsılamak, hoş karşılamak; nezaket göstermek, samimiyet göstermek; i. samimi karşılama, hoş karşılama; nezaket gösterme; s. hoş karşılanan, iyi karşılanan; sevindirici, hoşa giden, rahatlatıcı, makbule geçen;( ünlem) Hoş geldiniz! Safa geldiniz! Buyurun! give one a cold welcome soğuk karşılamak. give one a warm welcome hararetle karşılamak; pişman ettirmek. He is welcome to come and go at his pleasure istediği zaman gelip gidebilir .overstay veya wear out one"s welcome. fazla kalıp tadını kaçırmak, ziyaret edip bıktırmak. roll out the welcome mat. ağırlamak. welcome home ağırlama. You"re welcome Bir şey değil Rica ederim, Estağfurullah. You"re welcome to it Buyurunuz You"re welcome to try Bir deneyin isterseniz, Tecrübesi parasız. wel- comely z. hoşça, memnuniyetle, samimiyetle. welcomeness i. hüsnükabul, hoş karşılama, makbule geçme.
roman20:50:32
s., i. Roma"ya veya Romalılara ait; Roma mimarisine ait; gen. k.h. Latin harflerine ait; i. Romalı; gen. k.h. Latin harfleri; çoğ. Kitabı Mukaddeste Resul Pavlus"un Romalılara yazılmış mektubu. Roman candle havan maytabı. Roman Catholic Katolik. Roman cement rutubete çok dayanıklı bir çeşit çimento. Roman Emperor Roma imparatoru. Roman letters Latin harfleri. Roman nose eski Romalılara mahsus hafif gaga burun. Roman numerals Romen rakamları. Romanism i. Katolik mezhebinin usul ve inançları. Romanist i. Katolik. Romanize f. Katolikleştirmek.
beauty20:49:37
(i). güzellik; güzel bir kimse, güzel kadın. beauty shop, beauty parlor güzellik enstitüsü, kuaför salonu. beauty sleep güzellik uykusu. beauty spot yüzdeki ben; güzel manzaralı yer.
shit20:43:40
(i)., ünlem, kaba bok; ünlem Hay Allah ! Kahrolası!
weather20:43:13
f. havaya göstermek; hava tesiriyle değişmek; atlatmak, savuşturmak, geçiştirmek; (çatıya) meyil vermek; den. rüzgar istikametinden geçmek; hava tesirlerine karşı dayanmak. weathering i. hava etkisiyle meydana gelen değişiklik.
shack20:42:13
(i.), ABD, (k.dili) derme çatma kulübe. shack up argo gecelemek; bir yaşamak.
ran20:40:26
(bak.) run.
cue20:26:51
(i). kuyruk şeklinde saç örgüsü; bilardo sopası, isteka; sıra, kuyruk.
tribe20:00:53
i. kabile, aşiret, oymak, soy, uyruk; aynı sınıftan veya aynı sanattan kimseler, grup; biyolı takım, familya; dişi hayvandan gelen zürriyet. tribes"man i. kabileye mensup fert.
monday19:59:53
i. pazartesi.
back19:51:43
(f). bir şeye destek olmak, arka olmak, yardım etmek; tarafını tutmak, üzerine bahse girmek (at v.b.); ; geriye sürmek; sırtına binmek ; (den). güneşin aksi yönüne dönmek, dirise etmek (rüzgar). back down back out caymak, sözünden dönmek. back the oars, back water (den). siya etmek. back the sails (den). yelkenleri faça etmek back up geri sürmek, geri gitmek; desteklemek.
earl19:48:46
(i). kont earl"dom (i). kontluk, bir kontun unvanı ve sahip olduğu topraklar.
name19:45:27
i., f., s. ad, isim; nam, şöhret, ün; ünvan; kızgınlık belirten hitap şekli; şöhretli kimse; dış görünüş; Tanrının kutsal ismi; f. ad koymak, isim vermek, ismiyle çağırmak; ismini vermek; belirtmek; tayin etmek; memur etmek; s. ismi olan; A.B.D., k.dili tanınmış; ismini veren. name plate tabela. Name your price. İstediğiniz fiyatı söyleyin. Ne isterseniz vereceğim. by name ismiyle, isminde; ismen. call one names birine sövüp saymak, küfürler savurmak; kızdırmak için isim takmak. Christian name vaftiz ismi; öz ad. family name soyadı, aile ismi. He has a bad name. Kötü şöhreti var. Adı kötüye çıkmış. I havent a penny to my name. Hiç param yok. I know him by name. İsmen tanıyorum. in name sözde, ismen. in the name of namına, yerine; başı için, hakkı için, aşkına. maiden name bir kadının evlenmeden evvelki soyadı. make a name for oneself ad yapmak. of the name of isminde, ismiyle, namında. the name of the game asıl sorun. to ones name kendine mahsus.
stick19:37:39
i. tahta parçası, değnek, baston, çubuk sopa, ağaç, sırık, tahta; matb. tertip cetveli, kumpas; (argo) içeceğe katılan alkollü içki; k.dili. gemi direği; orkestra şefinin değneği; ask. zincirleme atılan bombalar; hav. manevra kolu, idare kolu. the sticks kereste elde edilen orman; k.dili. taşra get on the stick işe başlamak, işe koyulmak. hold a stick to karşılaştırmaya değmek. walking stick baston wrong end, short end veya dirty end of the stick işin kötü tarafı.
bar19:36:46
(i). çubuk, sırık, kol, kol demiri; mania, engel; bir nehir ağzında veya kıyıya paralel olan uzun kum ve cakıl seti; avukatlık mesleği, baro; mahkemede dinleyicileri hakim, jüri ve avukatlardan ayıran parmaklık; mahkemede sanık kürsüsü; içki satılan veya içilen yer, bar, meyhane, (huk). men"i muhakeme; (müz). ölçü çizgisi; hane armada birbirine paralel iki serit. bar line (müz). öIçü çizgisi. bar of soap sabun kalıbı. admit to the bar baroya kabul etmek. behind bars hapiste, mahpus.
crowbar19:24:52
(i)., (mak). manivela, domuz tırnağı, kol demiri, kazayağı.
cow19:24:39
(i). inek; dişi fil, dişi balina, büyük dişi hayvan. cow shark boz camgöz, (zool). Hexanchus griseus.
city19:19:15
(i). şehir, kent, büyük kasaba; şehir halkı. city block kesişen sokaklarla ayrılan arsa. cityreds şehirde büyümüş. city dump çöplük. city editor gazetede mahalli muhabirleri idare eden müdür. city father ehri yöneten kimse. city manager belediye baskanı. clty planner şehir mimarı. citystate (i). şehir devleti, site Eternal City Roma. Holy City Kudüs.
tall19:18:31
s. uzun boylu, uzun; yüksek; k.dili. mübalağalı, abartmalı; k.dili. büyük. tallness i. uzun boyluluk; yükseklik.
tweezers19:17:29
i., çoğ. cımbız; cerrah aletleri takımı.
comb19:16:03
(i)., (f). tarak; ibik, tepe, sorguç; ibik gibi şey; petek; dalganın yüksek kısmı; (f). taramak, taranmak; (dalga) tümselip kırılmak comb out taramak, ayırmak.
history19:11:38
(i). tarih, tarihi olaylar; tarihi dram; tarih kitabı. family history aile tarihçesi. natural history tabiat bilgisi.
habiliment18:58:34
(i.), (gen.) , (çoğ.) elbise, kıyafet, kılık.
moth18:53:59
i. pervane; güve. moth ball güveden korumak için elbiseler arasına konulan naftalin topu. clothes moth güve, zool. Tinen pellionella paper moth kâğıt biti. moths i., zool. pulkanatlılar. mothy s. güve dolu.
face18:51:24
(i). yüz, çehre, surat, sima; küstahlık, cüret; (ticari evrakta yazılı olan) asıl değer;on taraf; (sikke) resimli yüzey; (matb.) yazı;görünüş, üst, düzey, satıh; (mat.) düzey, yüz; (mad.) üzerinde çalışılan tünel duvarı veya sonu. face card resimli iskambil kağıdı. facedown yüz üstü, yüzü koyun .face lifting (tıb.) yüze uygulanan estetik ameliyatı. face to face karşı karşıya, yüz yüze. in the face of karşısında, dikkate alarak, rağmen. fly in the face of karşı gelmek. have the face yüzü tutmak, cüret etmek.Iose face itibarını kaybetmek. make a face yüzünü gözünü buruşturmak. make faces alay ederek yüzünü gözünü tuhaf şekillere sokmak. onthe face of it dış görünüşe göre. pull along face suratını asmak. put a bold face on (zor bir durum) karşısında cesaret göstermek. put a new face on the matter işin şeklini değiştirmek, işe baska cephe kazandırmak. save one"s face kabahatini örtbas etmek.show one"s face meydana çıkmak, kendini göstermek. to my face yüzüme karşı.
word18:51:10
i., f. söz; sözcük, kelime; lafız; lakırdı, laf; vaad, söz; haber, malumat; parola; emir, işaret, kumanda; gen. çoğ. konuşma; çoğ. ağız kavgası, münakaşa; kelam; f. sözle ifade etmek, söylemek, ifade etmek. word blindness okuma yitimi, aleksi. word for word kelimesi kelimesine. word game kelime oyunu. word of honor namus sözü. word order sözdizimi. word painter belagatli yazar. word picture iyi açıklanmış tanım. word play kelime oyunu, cinas. word square soldan sağa ve yukarıdan aşağıya aynı kelimeler okunabilen kare. Words fail me. Sözle tarif edemem. Söyleyecek söz bulamıyorum. words of one syllable basit sözler; açık sözler. a good word övgü, tavsiye, medih; iyi haber. a household word günlük kelime. be as good as one"s word sözünü tutmamak. by word of mouth ağızdan, sözlü olarak, şifahen. eat one"s words sözünü geri almak, tükürdüğünü yalamak. fair words tatlı sözler. have a word with ile konuşmak, ile görüşmek. have the last word sözü geçmek; son sözü kendisi söylemek. high words öfkeli sözler. in a word bir kelime ile, uzun lafın kısası. in so many words açıkça, kesin olarak. keep one"s wored sözünü tutmak. man of his word sözünün eri. My word! Eyvah! mince words kaçamaklı konuşmak, dolambaçlı konuşmak. of few words suskun. take him at his word sözüne inanmak. take the words out of one"s mouth karşısındakinin ağzından sözü kapmak, leb demeden leblebiyi anlamak. the Word Kitabı Mukaddes. upon my word vallahi, billahi. vain words boş laf. wordles s. kelimesiz; sessiz.
libel18:46:46
i. f. (-ed, -ing veya -led, -ling) huk. şeref kırıcı neşriyat, kötüleyici yerme; yazılı iftira; huk. arzuhal, istida; f. iftira etmek; huk. arzuhal vererek davaya başlamak. libel(l)ous s. if tira kabilinden. libel(l)ously z. iftira ederek.
co-star18:41:37
(i)., (f). piyes veya filimde baş oyunculardan biri; (f). baş rollerden birinde oynamak.
bulb18:40:46
i. çiçek soğanı, soğan; ampul, elektrik lambası. bulba"ceous s. soğanı olan, soğan gibi kök veren. bulbif"erous s. soğan gibi kök veren bulbous s. soğan gibi kökü olan, soğan şeklinde olan.
sure18:40:22
s., z., (ünlem) muhakkak, şüphesiz; olumlu, müspet; kesin, kati; emin, sağlam, güvenilir; sabit, metin; nad. sıkı, sıkı bağlayan; z., k.dili. şüphesiz; (ünlem) tabii, elbette. sure enough muhakkak, sahiden. be sure dikkat etmek. for sure elbette, muhakkak, kati olarak. make sure temin etmek; tahkik etmek, soruşturmak; işin aslını anlamak. to be sure elbette, muhakkak. sure"ness katiyet, kesinlik; emin olma.
dark18:40:15
(s). karanlık, koyu, esmer; müphem, muğlak, çapraşık, kapanık; cehalet içinde olan; gizli, esrarlı; az sütlü (kahve). dark blue lacivert. dark-eyed (s). kara gözlü. dark horse (pol). beklenilmediği halde partisi tarafından aday gösterilen adam. dark lantern hırsız feneri. darkroom (i)., (foto). karanlık oda. dark star (astr). Işık vermeyen yıldız. a dark day karanlık gün; kötü gün. a dark saying kapalı söz. as dark as pitch zifiri karanlık. Keep it dark. Sakın kimseye söyleme. the Dark Ages Karanlık Devirler, Orta çağ. the Dark Continent Afrika. get dark akşam olmak, hava kararmak. darkly (z). ümitsizce; esrarengiz bir şekilde. darkness (i).karanlık.
fable18:38:39
(f). hikâye söylemek, yalan söylemek. fabled (s). efsanevi, meşhur.
tableau18:23:28
i. ((çoğ.) s, leaux) resim. tableau vivant tablo, canlı tablo.
book18:20:56
f. deftere geçirmek, kaydetmek; yer ayırtmak, rezervasyon yapmak; tutmak, angaje etmek ; ismini kaydetmek, karakolda suçlu olarak kaydetmek.